Yürüdü…
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ufka doğru yürüdü…
Sonra bir uzun gri bulut,
Sinsi, sıska, arsız bir bulut,
Usulca dolanıp kızıl güneşin beline
Yutuverdi ışığı
Pufff…
Toz duman ortalık
Zifiri her yan, karanlık
Durdu…
Hayret!
Bir elif miktarı konuştu,
Dört elif miktarı sustu.
Derken,
Bir ışık yükseldi yeniden
Divan şiiri gibi kusursuz,
Güzel ve parlak,
Mehtâb…
Salıverdi saçlarını göğe.
Gamzesinde aşk hâlelendi.
Cümle şuara hâlesinde gölgelendi.
Lacivert bir fırça vurdu geceye,
Suya yakamozlar döşedi…
Hayret!
Seyreyledi mestâne
Sonsuzca kalmak istedi.
Sonra…
O uzun gri bulut,
Sinsi, sıska, arsız bulut,
Usulca yürüyüp mehtâba…
El-aman! Dur yapma!
Dolanıverdi mehtâbın şûh beline
Puff…
Bir keder çöreklendi yüreğine.
Acı, karanlık.
Ne varsa kalan içinde
Hepsi virâne, hepsi yıkık.
Hayret!
Ağlayamadı bile.
Uzaktan
Bir terazi göründü, tuhaf.
Kefesinin biri aşağıda,
Öbürü oldukça yukarı.
Dengesi alt üst olmuş
Çoktan bozulmuş ayarı
Tutup başını göğe baktı
Koca bir yırtık, alevden
Ve bir ses yayıldı semâya, davûdî
Hatırladı birden.
Hayret!
Şaşırmadı.
Bir fidan dikti toprağa
Gözlerini kapadı.
