Perde arkasından dışarıyı izlemeye devam ediyordu genç kadın. Bebeğini bir omzundan diğerine geçirdi,
“Sabah babalarıyla gitmişlerdi yürüyüşe, bak şimdi de annelerini almışlar, dışarı çıkıyorlar. Maşallah! Ne güzel evlatlar, hiç yalnız bırakmıyorlar yaşlı çifti.”
Uzandığı kanepede elinde kumanda, lig maçı izlemekte olan kocası, ekrandan başını çevirmeden konuştu:
“Ayıp ama ya! Bir rahat bırak insanları. Giriş-çıkış saatlerini, kimlerin gidip geldiğini, ellerindeki poşetlerin hangi mağazaya ait olduğunu bile inceliyorsun. Allah bilir, onların bizim varlığımızdan haberleri bile yoktur.’’
Ay nasıl bir huzur kokusu aldım evlerine daha girmeden, anlatamam.
Genç kadın perdeden elini çekti. Bebeğini kanepeye bakan pusete koydu. Cilvelenerek;
“Anneciğim, sen babayla otur biraz, tamam mı?”
Yüzündeki sevecen ifadeyi silip kocasına döndü:
“Yaşlı komşularımız, çaprazımızda oturuyorlar. Binanın bahçe kapısı da penceremize bakıyor. Bir şekilde ya onlarla karşılaşıyorum ya da onları duyuyorum işte.”
O sırada adam tezahürat yapmaktaydı:
“Hadi aslanım! Hadi! Ver pası! Hay aksi yaa! Yine kaçırdı!”
Kaçırılan golden dolayı adamın canı sıkılmıştı. Karısına döndü:
“Güzelim, bak diyorum sana, bu doğum izni sana yaramadı. Bebekle ilgilenmek seni yoruyor, kabul. Ama onun dışında yaptığın tek şey komşularımızı dikizlemek.”
Genç kadın, kocasının kendisi hakkında yaptığı bu basit analize çok sinirlenmişti:
“Uzandığın kanepeden hakkımda yapabildiğin çıkarım buysa, demek ki senin de üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğin pek söylenemez diyebiliriz bu durumda, değil mi?”
Karısının hışımla mutfağa yöneldiğini gören genç adam, yüzüne gayet masum bir ifade takındıktan sonra ellerini havaya kaldırıp:
“Ya, ne dedim ki ben şimdi?”
Dedi ve ardından ekledi:
“Konumuz, senin komşumuzu dikizlemenken ne ara benim sorumsuz biri olduğuma geldi, anlamış değilim.”
Genç kadın mutfaktan seslendi:
“Demek istiyorum ki; evde tek yaptığın uzanıp maç izlemek olmasaydı, gün boyu vaktimi komşumuzu dikizleyerek geçirmediğimi de anlardın.”
Genç adam, pusetinde sessizce kendini izleyen bebeğe birkaç kez ‘agu’ yaptıktan sonra sesini alçalttı ve mahcup bir eda takınarak:
“Kesinlikle haklısın hayatım. Evde kaldığından bu yana her şeyle sen ilgileniyorsun. Hadi daha fazla uzatmayalım. Ne dersin?”
Bir yandan bebeğe gülücükler dağıtıyor diğer yandan ellerini ovuşturuyordu:
“Hadi, dün yaptığın muhallebiden getir de yiyelim. Ağzımız tatlansın.”
Genç kadının mutfaktan söylenmeleri duyuluyordu:
“Pes! Yani pes! Her durumu da fırsata çevirmiyor musun? Daha diyecek sözüm yok sana!”
Hemen arkasından unutmuş da hatırlamış gibi devam etti:
“Ha, dün yaptığım muhallebiden yaşlı çifte de götürdüm. Sanırım kızlarıydı, kapıyı açtı. Ayaküstü hasbihal ettik. Ay nasıl bir huzur kokusu aldım evlerine daha girmeden, anlatamam.”
Adam yapacağı espriden gayet memnun:
“Muhallebiye serptiğin tarçının kokusudur o!”
Dedi ve ardından bebeğine tekrar ‘agu’ yaptı.

Genç kadının buzdolabını açıp kapattığı duyuluyordu. Eşine seslendi:
“Onlara soramadım ama rahat kırk yıllık evli görünüyor komşularımız. Hayran olmamak elde değil. Bir insanla kırk yıl nasıl geçer ya hu? Öfkeleri birikip, gitmek istemez mi insan? Ya alttan almalar? Sırtında dağ olup seni yere gömmez mi?”
Genç adam bulunduğu kanepeden heyecanla kalktı, başını avuçlarının arasına aldı ve;
“Gooooolll! Gol! Gol!”
Diyerek evin içinde çığlıklar atmaya başladı. Hızını alamadı, bebeğini pusetiyle birlikte kucaklayıp salonda dönmeye başladı.
Elindeki kaseleri sehpaya bıraktıktan sonra tebessümle kocasını izlemeye koyulan genç kadının yüzü bir an gölgelendi; makinedeki çamaşırları kurutucuya atmayı unuttuğunu hatırladı. Ardından ütü yapması da gerekecekti.
“Maç bitmeden tüm bunları halledebilir miyim?” diye geçirdi içinden.
Adam sakinleşip yerine geçtikten sonra muhallebiden kaşıklamaya başladı. Gözlerini kapattı ve karşısındakine sanki bir rüya alemindeymiş izlenimi vererek;
“Evliliğimiz boyunca sen muhallebi yapsan ve maç eşliğinde birlikte yesek, inan kırk yılın nasıl geçtiğini biz de anlamayız.” dedi.
***
Dış kapıyı kucağında bebeğiyle açtı genç kadın. Kocası aceleyle içeri girdi:
“Kurt gibi acıktım. Üstümü değiştireyim, sofraya oturalım, olur mu?”
Kucağında bebeğiyle kocasına bakakalan genç kadın, bebeğini başından öpüp mutfağa yöneldi.
Bir eliyle bebeği tutuyor, diğer eliyle kaşık ve çatalları masaya yerleştiriyordu. Ekmekleri tek elle kesemeyeceğini anlayınca kocasına seslendi:
“Eser! Geliyor musun?”
Gittikçe yaklaşan terlik sesi adamın gelişini haber veriyordu:
“Geldim, geldim.”
Eser, bebeği karısının kucağından alıp sandalyesine oturdu:
“O kadar yorgunum ki… Hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. Hesap kitap işleri fena başımı ağrıttı.”
Bugün kocasıyla ‘Kim daha yorgun?’ yarışına girmeyecekti genç kadın. Ekmeği kesmeye devam etti.
Kocasına göre fiziksel yorgunluk, gelir geçer bir şeydi. Asıl yorgunluk, beyin yorgunluğuydu. Oysa kadın, bebeğinden dolayı uykusuz geçen bir gecenin sabahına bir önceki günün yorgunluğunu da sırtlayarak başlamış ve bu haliyle gün boyunca bebeğiyle ilgilenmesi, yemek yapması, ortalığı toplaması, kirli sepetinde hiç azalmayan çamaşırları makineye atması, varsa ütü ve market alışverişi yapması gerektiğini düşünmüş, bunları yalnızca beyin yorgunluğunun karşısındaki kefeye sığdırmaya çalışmıştı. Bütün bunlar, evin rutin işleri olduğundan, kocasına göre işten, gayretten sayılmazdı.

Yorgunluğunu hissettirmemeye çalışarak eşine seslendi:
“Eser? Komşularımız var ya? Hani yaşlı çift olan?”
Adam kucağındaki bebeği şirinlik yapıyordu.. ‘Seni dinliyorum’ anlamında eşine baktı. Genç kadın, konunun kocasının dikkatini çektiğini fark edince oyalanmadan devam etti:
“Bu yıl Hacca gidiyorlarmış. Yarın akşam ziyaretlerine gitsek. Hem tanışsak, hem hayırlasak, hem dua istesek… Ne dersin?”
Adam çorbaya daldırdığı kaşığı çıkartmadan cevap verdi;
“Maç var derim.”
Genç kadın sandalyesinde sıçradı;
“Eser, maç başlamadan gider geliriz. Lütfen ama! Hacca gidiyorlar diyorum sana, dua isteyeceğiz onlardan.”
Sözlerinin ardından eşinin elini sevgiyle tuttu;
“Önümüzde bizi bekleyen kırk yıl için. Hı? Güzel olmaz mı?”
Genç adam, kendisine bakan bu güzel yüzü üzmek istemedi. Düşünüyormuş gibi davranarak;
“Tamam tamam. Gider geliriz. Maç başlamadan döneceğiz ama.’’
***
Genç çift, ağırlandıkları salonda yan yana oturmuşlar ev sahipleri de karşılarındaki koltuklara yerleşmişlerdi. Eser, söze latifeyle girmek istedi:
“Efendim sebebi ziyaretimiz, malumunuz olduğu üzere…”
Dedikten sonra hep birlikte güldüler. Genç kadın kucağında bebeğini oyalamaya çalışırken söze devam etti;
“Efendim, aslında biz ne zamandır sizinle tanışmak istiyorduk. Ama bir fırsatını bulup da gelememiştik. Sizin kutsal topraklara yapacağınız ziyareti duyunca daha fazla beklemek istemedik.”
Yaşlı çift saygıyla dinledikleri bu genç kadını izlerken gözleriyle de kucağındaki bebeği seviyorlardı. Eser, araya girmek istedi:
“Eşim ailenizi ne zamandır büyük bir hayranlıkla izlemekte. İkinizin, bu kadar yıllık geçmişinizden sonra bile böyle uyumlu olmanıza, çocuklarınızın sizinle çok güzel vakit geçiriyor olmasına, ayrıca birbirinize zaman ayırabiliyor olmanıza hayran. Sezin sizi gördüğünden bu yana bunun sırrını öğrenmek istiyordu. Kısmet bu güneymiş.’’
Sezin, bebeği yere bıraktı:
“Açıkçası efendim, uzatmadan diyeceğim, O güzel mekanları ziyaret ettiğinizde bizi de hatırlayıp sizin gibi bir evlilik yaşamamız için bize de dua etmenizi istiyoruz.”
Yaşlı çift, önce muhabbetle sonra ise gülerek birbirlerine baktılar. Öyle ki gülmeleri ufak kahkahalara dönüşmüştü. Genç çift göz göze geldi. Anlam veremedikleri bu kahkahalara katılmak istediler ama şaşkınlıktan başka bir şey yapamadılar. Dua istemekle yanlış mı yapmışlardı acaba? Yaşlı adam söze girdi:
“Evladım, öncelikle bizi böyle güzel görmekle çok mutlu ettiniz. Sağ olun. Evliliğinizin muhabbetle, uzun yıllar sürmesi için elbette dua ederiz. Üstelik sadece kutsal mekanda değil, bundan böyle sizin için her zaman dua ederiz. Yalnız bizim evliliğimiz gibi bir evlilikleri olsun duasını biraz açarak dua etmemiz gerekecek. Çünkü…’’
Yanında oturan eşine baktı. Oturduğu yerde pozisyonunu değiştirdi.
“Biz kırk yıllık evli değiliz gençler. Bizim beş yıllık bir geçmişimiz var. İkimizin de ikinci evliliği. Etrafımızda gördüğünüz çocuklar ise ikimizin de önceki evliliklerimizden olan çocuklarımız. Sağ olsunlar. Bizlere bu birlikteliği kurmakta çok yardımcı oldular.”
Eser, usulca eşine döndü. Karısının şaşkınlığına biraz daha bakacak olursa kahkahayı basmaktan korkuyordu. Dudaklarını ısırdı. Gençlerin şaşkınlığını dağıtmak isteyen yaşlı adam:
“Evladım, az sonra lig maçı başlayacak. Sizi bilmem ama benim takımımın maçını kaçırdığım vaki değildir. Müsaitseniz haydi hep birlikte izleyelim.’’
Genç çift şaşkın bakışlarını birbirlerine çevirdi. Sezin, eşinin kendisine göz kırpışına gülümsedi ve olur anlamında başını eğdi.
Maç başladığında Eser ve yaşlı adam koltukta yan yana oturmuşlar maçı izliyorlardı. Salondan gelen tezahürat seslerini gülümseyerek karşılayan hanımlar ise mutfaktaydı. Yaşlı kadın, kucağında bebekle ilgilenirken Sezin tatlıları servis tabaklarına yerleştiriyordu.
