Güneş tutuldu. Yer yerinden oynamadı, gezegenler yörüngelerinden sapmadı, Ay hurma dalını takip etmeye devam etti ama Güneş tutuldu. Ay’ın ardında kaldı diye küsmedi. Bir defa ışığı eksik göründü diye kendisini suçlamadı. Ay, Güneş’i tutarken yanlarında altı tane daha gezegen vardı, şahit olarak. Onlar gördü diye Ay böbürlenmedi. Güneş de kendisine emredilene doğru yüzmeye devam etti, ertesi sabah yeniden doğdu. Kimse onun mükemmelliğini sorgulamadı. Aynı şekilde, Ay’a da bir süreliğine öne çıktı diye yersiz olduğunu hissettiren olmadı.
Oysa ben bu tutulmadan önce kaçıncı defa baştan başladığım yazının yarım bıraktığım halinde şöyle yazmıştım:
“Kıymetini bilmediğim zamanların yasını tutmaktan, hakkını vere vere yaşadığım anların keyfini sürmeyi unuttum. İki elimin parmaklarına sığdırmaya çalıştığım keşkelerimi yakama bir çiçek gibi iliştirip çiçek ölüleriyle avundum. Hayatım, anlatmaya çalıştığım şeyleri niye anlatamadığımı açıklamakla geçti. Yazılarımın çoğu niye yazamadığımı yazmakla tamama erdi.
Dağ aşmakmış, denizler geçmekmiş hepsi hikâye. Ayağım bir kere tökezledi diye zirveye olan yolculuğumu yeniden başlatmalarımın haddi hesabı yok. Üst üste yığılmış tekrarlar sebebiyle yeni bir yol almışlığım yok. Geçtiğim sokakları ezbere biliyorum ama bir farklı ara sokaktan haberim yok.”
İşte tam bu cümlelerin üzerine güneş tutuldu. Herkes alışkanlıklarını aynıyla yerine getiriyor, planlanan yolculuklar devam ediyor, gökyüzü bütün aydınlığıyla yerli yerinde duruyorken oluvermişti işte. Bütün dünyanın gözleri önünde Ay, Güneş’in heybetine gölge düşürdü. Bu gördüklerimden sonra, mükemmeli yakalayamadı diye hor gördüğüm vasatlarımdan özür diledim önce. Üstesinden geldiklerini önemsemeyip takıldığı engelleri yüzüne çarptığım kız içimdeydi. Kendimi affettirmek için bu defa karşıma oturttum. Başaracağına dair inançlar serpmeye çalışmaktansa zaten başardıklarını hatırlatıp sevinçle sarıldım.
Yol değişmeden de büyük etkilerin gerçekleşebileceğine bir kez daha inandım. Musa’nın yürüdüğü yolda Kızıldeniz’i ikiye bölmesine şaşırmadım mesela. O gün filleri yenen ebabillerin Rabbine bir kez daha iman ettim; zorlukla beraber kolaylığı vaat edene teslim oldum. Küçük olanın zamanı geldiğinde büyüğün önüne geçebileceğini görüp, bu tutulmayı dualarıma emsal karar diye ekledim.
Güneş ertesi sabah yine doğdu. Ben de her tökezleyişte yeniden başlamam gerekmediğini, bazen kaldığım yerden devam etmenin de bir yol olduğunu öğrendim. İnsan yanımla barışmayı seçtim.
