Ayşe Nine yüklük olarak da kullanılan gömme dolapların olduğu duvarlara tutuna tutuna mutfağa geçti. Kedi girmesin diye hep kapalı olan ahşap oymalı kapıyı besmeleyle açtı. Beyaz çamurla sıvanmış fakat odunlardan çıkan islerle yer yer siyaha dönmüş ocağa el yordamıyla ateş yaktı. Bulgur pilavı pişirecekti.
Bir taraftan da ciddi anlamda korkuyordu. Ya kimse gelemezse!
Ateşten çıkan kıvılcımlardan birkaçı yerdeki kilime sıçradı. Ama Ayşe Nine’nin gözlerinin feri yıllar önce sönmüştü. Elbette kilimde açılan küçük deliği göremedi. Hepi topu iki odadan ibaret tek katlı eski evde torunu Ali ile beraber yaşıyordu. Yürüyüşündeki ahenkten, yere basışından tanıdığı torunu az sonra dış kapıdan girdi. Çatlak çatlak olmuş ellerini yıkamak üzere ibriği aldı.
Akşama kadar buğday tarlasında orak sallamaktan bitap düşmüş bir halde pencerenin önündeki mindere çöktü. Gökyüzü bulutsuzdu. Yaprak kımıldamıyordu. Ninesi, “İncirler olacak yakında, o yüzden bu kadar sıcak.” diye mırıldandı.
Ali, buğdaylar henüz yeşilken on üçüne basmıştı. Ama dolgun bir başak gibiydi. Olgundu. Yaşından beklenmeyen bir inceliğe sahipti. Herkesin yardımına koşacak kadar da iyi kalpliydi. Sadece ninesinin değil herkesin Ali’siydi.

Yazın yoğun günleriydi. Nefes alacak vakit yoktu. Daha hasat kaldırılacak, buğday ambara, saman ahıra taşınacaktı. Soğuklar başlamadan dağdan odun gelecek ve kış için toprak damın altına istiflenecekti.
Dış kapının çalmasıyla uyuklayan kedi yattığı yerde zıpladı. Büyük bir iştahla Hacer’in askerden gelen oğlunu anlatan nine sustu. Kapının önüne bağlanmış köpek durmadan havlıyordu.
Torununa hissettirmemeye çalışsa da kulağı hep gelecek haberdeydi. Susarsa zihnini meşgul eden düşünceler saldırgan eşek arıları gibi hücum edeceklerdi hala umut dolu gönlüne. Ama bir taraftan da ciddi anlamda korkuyordu. Ya kimse gelemezse! Bu sefer de iş, zaman, imkan… derlerse. Ya bu bayram da yalnız geçerse!
Köy yerinde ev telefonu kullanan kimse kalmamıştı. Herkes ucuz veya pahalı bir cep telefonu almış hatta internet denen bir şeyle eşini dostunu konuşurken görür de olmuştu. Ayşe Nine ev telefonu kullanmadığı gibi çoluk çocuğunun onca ısrarına rağmen cep telefonu kullanmayı da reddetmişti. “Beni arayan bulacağı yeri bilir. Haa uzaktaysa da bayramda seyranda erinmez gelir.” deyip kestirip atmıştı.
Çocukları çaresiz muhtara haber salıyorlardı bir diyecekleri olduğunda. Huyundan vazgeçmeyeceğini bildiğinden her defasında ıhlaya tıslaya gelirdi koca göbekli Muhtar Ali Emmi. Alnından akan terleri yeniyle silmek yerine cebinden çıkardığı kenarları ekoseli mendiliyle sildi. Ensesinin terini de mendile kurulayıp nasırlı elleriyle kapıyı yumrukladı. “İnşallah ayranları vardır. Bu sıcakta su da kesmez.” diye geçirdi içinden.
Sen hiç tasalanma. Varsın gelmesinler. Alacakları olsun!
Ali kapıdakini biraz da kurtarıcısı olarak gördüğünden seğirterek gitti. Ninesi yaşından dolayı bir olayı defalarca anlatırdı. Bunama yoktu ama unutuyordu işte. Ali onu kırmamak için dinlerdi elbet ama sıkılırdı. Şimdi bildiği bir hikayeyi yeniden dinlemekten kurtulmuştu hem de hiç çaba sarfetmeden. Sevinçle karışık bir merakla kapıyı açtı.
***
Kapının eşiğine bir pelte gibi yığıldı. Ne zamandır ağrıyan dizlerini avuç içiyle ovdu. Ağrıyı bir nebze olsun dindirmek ya da en azından sağa sola dağıtmak istiyordu. Ama kemiklerinin içine işlemiş ağrıyı birkaç ovmayla iyileştirmek elbette mümkün olmadı. İçine çöreklenen acıdan farksızdı dizlerindeki bu ağrı. İkisinin de gideceği yoktu. Ne yaparsa yapsın kurtulamayacaktı.
Muhtarın getirdiği haberle tüm umutları yıkılmıştı. “Bir insanın tüm evlatları hayırsız çıkar mı arkadaş! İş güç diye diye ata anayı unuttular. Yanlarında olsam huzur evine koyar bunlar beni. Rahmetli göçmeyeydi de görelerdi günlerini. Sesimi çıkaramıyorum. ‘Sağlıklı olun, iyi haberleriniz gelsin de…’ dedikçe kendileri gelmez oldu.”
Ali merak edip yanına gelene kadar kendi kendine söylenmeye devam etti. “Bir şey mi dedin nine?” diye sordu alnındaki terleri silerek.
Bir insanın tüm evlatları hayırsız çıkar mı arkadaş!
“Bu sene de baş başayız kuzum. Bir senin ana babandan umudum vardı. Onlar da erken göçtüler. Gelmeyecekler emmilerin, halaların. Kara koyunu keser pelit ağacına asar yüzersin. Kavurma yapıp konu komşuyu da çağırırız. Köy yerinde garip guraba çok. Ana babanın ruhuna da değer inşallah. Sen hiç tasalanma. Varsın gelmesinler. Alacakları olsun!”
