BADEM ŞEKERİ

Arabada sessizlerdi. Sevin Hanım direksiyondaydı. Sık sık baktığı dikiz aynasında, pencereden dışarıyı izlemekte olan annesine bakmaktaydı. Sessizlikten canı sıkılan ön koltuktaki genç kız;

“Hadi ama. Çok can sıkıcısınız. Elmas Anneanneyi mezara koymadık ya. Bu kaçıncı gelişimiz. Her dönüşümüzde aynı şeyi yapıyorsunuz. Asmayın artık yüzünüzü. Şu gerçeği kabul edin artık. Orada bizden daha iyi bakıyorlar ona. Kendi ayarında arkadaşları, tüm gün etrafında dönen hemşireleri var. Ya odasında vakit geçiriyor ya bahçede. Daha ne olsun?”

Sözlerini destekleyen elleri kâh annesine doğru çevriliyordu kâh arkada oturan anneannesine;

“Siz fark etmediniz mi? Ben bugün onu daha keyifli ve mutlu gördüm.”

Genç kız arabanın güneşlik arkasındaki makyaj aynasında saçını havalandırdıktan sonra koltuk arasından arkaya doğru başını uzattı;

“Bir şey de Letafet Hanım? Haksız mıyım?

Yanındaki pencereden dışarıyı izlemekte olan yaşlı kadın başını torununa çevirdi. Omuzlarına düşen simsiyah saçlarının uçlarını sevdi. Yuvarlak çenesini okşadı. Yemyeşil iri gözlerine baktı. Torununun, kızından daha çok kendisine benzediğine bir kez daha şahit oldu.

“Fiziksel konforuna diyeceğim yok. Doksan altı yaşında biri için gerçekten el üstünde tutuluyor annem. Sıkıntı duyduğum şey bunlar değil. Ne bileyim, rahatsızlığından olsa gerek kendisini çok savunmasız gördüm bu sefer. Bazen tamamen zihni gidiyor. Dalıyor. Dalmadığı zamanlar anlamlı anlamsız bir şeyler tekrarlıyor. Ah Feride. Sen onun gençliğindeki halini görebilseydin. Şu gördüğün şükrettiğin haline şaşırırdın. Bu, o kadın mı derdin.” dedi.

Genç kız önüne dönmüş yolu izliyordu;

“Anlıyorum, çok iyi anlıyorum anneanne ben seni. Hayat işte. Yine de şükredelim bu kadar yıl yaşadığına.”

Annesine döndü;

“Değil mi anne? Valla herkese nasip olmaz torununun çocuğunu görmek. Neredeyse bir asırlık ömür. Hayatına neler, kimler girdi? Ne anılar biriktirdi. Kim bilir? Zamanında düşünemedim. Yazmalıydım onun hatıralarını. Kadın adeta canlı bir tarihti.”

Aklına yeni gelmiş gibi yerinde doğruldu.

“Sahi anneanne. Bugün büyük anneannem ‘badem şekeri’ dedi. ‘Alacağım sana’ dedi. Değil mi anne? Bir şeyler sayıkladı.”

Sesini alçaltarak devam etti genç kız;

“Yanında yatan teyzenin de dikkatini çekmiş. Son günlerde ‘badem şekeri alacağım sana’ diye sayıklıyormuş. Ne anlama geliyor bu anne?”

Annesi önce dikiz aynasına sonra kızına sonra tekrar dikiz aynasından annesine tebessüm ederek baktı.

“Elmas Anneannen artık sana hatıralarını anlatamaz belki ama anneannen anlatabilir. Hatta anlatmaya ‘Badem Şekeri’nden başlasın. Ne dersin Latife Hanım? Güzel bir başlangıç olmaz mı?”

Seslice güldü Sevin Hanım. Dikiz aynasından annesine baktığında onun da usulca güldüğüne şahit oldu.

***

Koridorda Latife’yi arkadaşlarıyla konuşurken gördü. Yanına yaklaştı.

“Konuşabilir miyiz?”

Genç kız, Suud’a döndü. Genç adamın ne diyeceğini çok iyi biliyordu. Duruşunu biraz daha dikleştirdi. Faydasızdı. Göz göze gelebilmeleri için başını bir hayli kaldırması gerekiyordu Latife’nin.

“Ne zaman kabul edecekler beni annenler Latife. Geçen haftadan bu yana gün vereceksin diye bekliyorum.”

Latife, rahat tavrını korumaya devam ediyordu.

“Babam bu hafta çok meşgul. Denetimdeler. Eve çok geç geliyor. Şu yoğunluk bir bitsin. Ertesi akşam yemeğe bizdesin. Endişe etme.”

Genç adam rahatlamıştı. Sakince içinde tuttuğu nefesi verdi.

“Ders çıkışında seni bırakayım mı eve? Hem laflarız biraz.”

Latife hiç düşünmeden cevap verdi;

“Olur. Benim de sana diyeceklerim vardı.”

İnce deri kordonlu saatine baktı.

“Bir buçuk saat sonra çıkış kapısında buluşalım.”

Latife’ye duyduğu sevgiyi, şefkati dokunarak gösteremez bunun yerine kendi saçlarını okşardı.

 

Genç adam uzun saçlarını arkaya sıvazlayıp eliyle selam verdikten sonra uzaklaştı. Ayrılırken hep böyle yapardı. Latife’ye duyduğu sevgiyi, şefkati dokunarak gösteremez bunun yerine kendi saçlarını okşardı. Kendini ona doğru iten gücü ancak bu şekilde durdurabildiğini sanırdı.

***

Sen neymişsin be Latife Hanım! Annem haklıymış.

 

Genç kız anneannesine kaykılarak güldü;

“Sen neymişsin be Latife Hanım! Annem haklıymış. Anılarını yazmaya üniversite yıllarından başlamalıyım. Yer Ankara. Eczacılık Fakültesi. Kantinde çok sıra var. Kaynak yapan da çok. Sen o kısacık boyunla ezilmemek için girmiyorsun aralarına.”

Parmakları durmamacasına tuşluyordu klavyeyi.

“Arkadan uzun boylu uzun saçlı bıyıklı bir genç yaklaşıyor ve kantinden senin için bir şeyler alabileceğini söylüyor. İlk karşılaşmanız böyle. Sonra anneanneciğim. Nasıl ilerliyor ilişkiniz. Yani nasıl başlıyor?”

Torununun bu rahat tavrının aksine yaşlı kadın mahcubiyet hissetti. İçinden Sevin’e kızdı. Olmuş bitmiş. Üzerinden neredeyse yarım asır geçmiş. Ne gereği vardı şimdi bunları anlatmanın.

“Her ayrıntıyı anlatmalı mıyım Feride? Bazı şeyler de bana kalsın. Üç yılın her anını da anlatamam ya sana. Deden dahi bilmiyor ayol her şeyi.”

Koridordan Sevin Hanım’ın kahkaha sesleri geliyordu;

“Sıkıştırma kızım anneanneni. İstediği kadarını anlatsın sana. Yetmiş iki yıllık hayatında daha bir çok şey biriktirmiştir senin anneannen.” demeye çalıştı kahkahalarının arasında.

***

Elmas Hanım, servise yardım etmesi için çağırdığı kızını eleştiri yağmuruna tutuyordu;

“Sırık gibi boyu var. Yan yanayken yakışmıyorsunuz bile kızım. Sonra…”

Yüzünü buruşturdu kadın. Elleriyle sürekli ret işareti yapıyor başını sağa sola çeviriyordu;

“Üstelik Muş’lu. Kızım bak, ben seni bilmediğim memleketlere gelin olasın diye yetiştirmedim. Bu çocuğun ailesi de uymaz bize. Allah bilir Türkçe bilmeyen de vardır ailesinde.”

Latife, annesinin yüzüne bakmadan humus tabağını maydanoz ve sumakla süslüyordu;

“Rica ederim anne Suud’u küçümseme. Muş da bizim vatan toprağımız değil mi? Hem Suud fazlasıyla milliyetçi bir genç. Ayrıca Ülkü Ocaklarında da aktif çalışmakta.”

Annesi Elmas Hanım, hışımla döndü kızına. Elinde ekmekleri kestiği ekmek bıçağı vardı. Sesini kısmakta zorlanıyordu;

“Aman diyeyim kızım. Sakın bulaşma oralara. Bak baban devlet memuru. Başın yanarsa, başımız da yanar. Sonra geleceğinle de oynamış olursun. Sakın yavrum.”

Latife, annesinin endişelerini küçümser bir gülümsemeyle karşıladı. Suud’la tanışmalarının üzerinden tam üç yıl geçmişti. Ailesi bu yıl tanıştıklarını zannediyordu. Geçen yıllar içinde Suud’la gittiği, gezdiği yerleri filtreleyerek anlatmıştı annesine. Düşüncelerini silkeleyip humus tabağını alarak ağır adımlarla mutfaktan çıktı.

***

“Anneanneciğim, zor olmuyor muydu? Gündüz çalışıp gece okumak?”

Yaşlı kadın tebessümle daldı o yıllara. Liseyi bitirdikten sonra babasının aracılığıyla girdiği Devlet Demir Yolları’nda çalışmaya başlamıştı. Muhasebe bölümündeydi. İşini seviyordu. Yok, aslında mesai arkadaşlarını seviyordu. O kadar ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu bile. Her ne kadar işi, babası ayarlamış olsa da sonrasında annesiyle birlikte, üniversiteye başlaması için Latife’ye baskı yapmışlardı. Annesi Elmas Hanım;

“Bu meslek bir kadın için zor Latife. Akşam beşte işten çıkacaksın eve geleceksin. Yemekti, bulaşıktı, kocaydı… Çocuk olunca kendini hiç göremezsin. İyisi mi sen eczacılık oku kızım. Tutarsın bir kalfa; ister yarım gün çalışırsın ister hiç çalışmazsın. Hem kendine hem ailene ayıracağın vaktin olur.’’

***

Latife, arkadaşının sigara molası vermesini fırsat bilip kadınlar tuvaletine gelmişti. Sesine şımarık bir eda takınarak;

“Ama haksızlık bu ya! Erkekler rahat rahat istedikleri yerde sigaralarını içebiliyorken kadınlar tuvalet köşelerinde tüttürüyorlar.

Arkadaşı Ayşen ağzında tuttuğu nefesi havaya püskürttükten sonra;

“Sosyal baskı var kızım. Senin Suud da bu baskıyı onaylayanlardan üstelik. Bu çifte standardı eleştirirken bir daha düşün istersen.”

Latife, Suud ismini duyunca bir sağa bir sola salladı omuzlarını. Arkadaşı haklı olabilirdi. Ama onaylamak istemedi. Gördüğü Suud’u değil görmek istediği Suud’u anlattı;

“Suud hele bir parti üyeliğine girsin. O zaman bu çifte standardı yerle bir edecektir. Biz kadınların tuvalet köşelerinde kalmasına izin vermeyecektir.”

Ayşen alaylı güldü arkadaşına;

“A tabi. Ülkede her sorun çözülmüştü. Bu da arada kalmasın deyip kadınlara, sigara özgürlüğü diyecek, öyle mi? Haspam!”

***

“Suud yani Suud Bey, evinize kadar geldi öyle mi anneanne? Annen baban tanıdılar yani onu.”

Genç kız, düşünceli bir hal takındı;

“Bundan elli yıl öncesi için fazla modern bir tavır. Ya Suud’un ailesi? Sen onlarla tanışmış mıydın anneanne?”

Latife Hanım, hiç düşünmeden cevap verdi;

“Elbette hayır. Ne onlar gelebildi Ankara’ya ne de ben gidebildim Muş’a. Ama Suud, birlikte çekildiğimiz fotoğraflardan bir kaçını mektupla onlara yollamıştı.”

Tavrına memnun bir eda takındı;

“Beni çok beğendiklerini söylemişti. Ona hep beni sorarlarmış. Beni bu şekilde tanımaya çalışırlarmış.”

***

Latife, koridorda Ayşen’i görür görmez kadınlar tuvaletine çekiştirdi. Her zamanki bakımlı hali yoktu. Annesinin diktiği kıyafetleri her gün farklı kombinlerle giyinen Latife’de bugün, başka bir hal vardı.

“Suud’u gözaltına almışlar.”

“Nasıl? Neden? Nasıl olmuş? Nereden haber aldın?”

Ayşen şaşkınlığından tekrarladığı soruları fark etmiyordu bile.

“Suud’un sürekli birlikte gezdiği Yakup vardı ya. İşte, onun kız kardeşi geldi dün akşam ders arasında. Protesto amaçlı afiş dağıtırken yakalayıp götürmüşler. Suud’la birlikte tam altı kişilermiş.”

Latife ağlamaya başladı. Kulağa çok medenice gelen gözaltı kelimesi, yetmişli yıllarda amacını çoktan aşmış, herkesin adını anmaya korktuğu dehşet bir hal almıştı çünkü.

***

Latife Hanım sustu. Devam etmedi. Feride, klavyeden parmaklarını çekti. Bir süre sessizce kaldılar anneanne ile torun.

“Çok hırpalamışlar onu. Aylar sonra Yakup’un kız kardeşinden haberini alabildim. Devlet hastanesinde olduğunu söyledi. Beni soruyormuş onlara. Nasıl sevindim anlatamam. O kadar ki mezarından çıkıp bana gelmiş gibi hissettim. Günlerdir yemekten içmekten kesilmiştim. Annemle babam da farkındalardı. Onlar da çok üzülmüşlerdi halime. Suud’dan haber alamayışıma. Babam tek başıma beni hastaneye göndermek istemedi. Onlarla birlikte gittim hastaneye. Babası da gelmişti. Bekliyordu başucunda.”

Latife Hanım, katlamakta olduğu havluyu farkında olmadan avuçlarının arasında buruşturuyordu. İçeriye giren kızı Sevin, usulca oturdu annesinin yanına.

“Anne, devam etme istersen. Bu kadar olsun bugünlük.”

Feride’ye bakıp kaş göz yaptı Sevin Hanım.

Aman be kızım. Üzerinden elli yıl geçmiş. Mümkün mü o günkü gibi hissedebilmek. Hem öyle olsa babanla nasıl evlenebilirdim?”

Sözünü kendi kesip duvardaki saate baktı;

“Sahi! Babanlar nerede kaldı. Daha karar verememişler mi hangi arabayı alacaklarına. Neredeyse akşam oldu. Daha gelemediler.” dedi Latife Hanım, katlamayı hatırladığı havluyu çekmeceye yerleştirirken.

***

Elmas Hanım kapının önünde bekleyen Ayşen’i içeri buyur etti;

“Gel kızım. Hoş geldin. Seni daha önce çağıramadık. Latife pek kendinde değildi.”

Ayşen’in paltosunu üstünden sıyırmasına yardım etti. Göz göze geldiler. Elmas Hanım’ın yüzü ifadesizdi;

“Aslına bakarsan onunla konuşman için çağırdım seni Ayşen. Latife artık aklını başına alsın. Bir kutu hap içerek bizi, beni ikna etmeye çalışıyorsa çok yanılıyor. Unutsun artık o Muşlu’yu.”

Sesini biraz daha kısarak bu sefer rica tonuyla devam etti;

“Davul bile dengi dengine kızım. Üstelik oğlan okuldan atıldı. Sonrası ne olacak kim bilir? Artık mimlenmiş biriyle gelecek kurmak istemesi büyük aptallık olur. Konuş onunla. Unutsun artık o çocuğu. Gençsiniz, güzelsiniz mesleğiniz elinizde. Size kısmet mi yok?”

Elindeki paltoyu portmantoya asarken başka bir şey daha söylemek ister gibiydi. Bakışlarını Ayşen’in üzerinde gezdirdikten sonra;

“Hem. Hem ben size badem şekeri alacağım.”

***

Feride tuşlamayı kesti;

“Badem şekeri mi? Nasıl yani? Elmas Anneanne size, ‘sevdiğinize varmayın çünkü ben size badem şekeri mi alacağım’ dedi. Öyle mi? Hiçbir şey anlamadım ben bu sözünden.” deyip annesinin komodine bıraktığı meyve tabağında, dilimlenmiş elmalardan birini seçti. Latife Hanım, cüzdanının içinden eşiyle birlikte çekilmiş söz fotoğrafını çıkardı. Torununa uzattı. Fotoğraf siyah beyaz olmasına rağmen Latife Hanım’ın siyah kadife bir elbisenin içinde olduğu fark ediliyordu. Dedesi Samet Bey ise denizci üniforması içinde bembeyazdı.

Genç kız dikkatlice baktı fotoğrafa. Badem şekeri. Tabi ya. Elmas Hanım ‘Badem şekeri’ derken bahriyelileri kast ediyordu.

***

Uzun zamandır araştırdığı modeli nihayet istediği fiyata bulmuştu Samet Bey. Hazırlıklar başlamıştı. Foça’ya yaz kampına gideceklerdi her yıl yaptıkları gibi. Feride kaç gündür kolluyordu anneannesini. Suud’ a dair merak ettiği daha o kadar çok şey vardı ki. Sormak istiyordu anneannesine. Valizleri kapatırken daha fazla dayanamadı genç kız. Anneannesinin arkasından omuzlarına sarıldı;

“Anneanneciğim… Demiştin, biliyorum. Üzerinden yarım asır geçti. Ama sana sormadan edemeyeceğim. Suud, Suud Bey hastaneden çıktıktan sonra sana ulaşmaya hiç çalışmamış mı? Yani nasıl bitti bu aşk. Üç yıl sürdü demiştin. Nasıl bitti?”

Latife Hanım, torununun bu sorusunu zaten kaç gündür bekliyordu, şaşırmadı. Tebessüm etti torununa. Saçlarını okşadı. Yan yana oturdular;

“Kısaca anlatacağım ama daha fazla bu konuda bana soru sormayacaksın. Anlaştık mı?”

Feride hiç konuşmuyordu. Aceleyle olur anlamında başını salladı.

“Suud, çok terbiyeli bir gençti. Aile terbiyesi almış, örf ve adetlerine bağlı bir gençti. Ailemin, onu artık hiç istemediğini hissedecek kadar zeki ve bir o kadar da gururlu. Bu nedenle bana, ‘benimle Muş’a gelir misin?’ teklifinde bile bulunmadı. Bulunmazdı da.”

Evin alt katından Samet Bey seslendi;

“Latife Hanım! Feride! Hadi artık. Hava kararmadan varmamız lazım Foça’ya. Yolda Manisa’da da oyalanacağız biraz, unuttunuz mu? Bol bol şekerleme alalım. Badem şekeri. Manisa bademinin şekerlemesi de güzel olur. Atıştırırız yolda. E hadi ama daha fazla oyalanmayın artık!”

 

 

 

 

0 yorum
0 beğeni
Prev post: ALTIN SAÇLI KADINNext post: Zamana Dair An’lar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
4 days ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3