Kendimi ve benimle özdeşleşen veya bana benzeyen
sayısız diğer insanı savunmak için yazıyorum.
Tanturalı Kadın ve Granada Üçlemesi kitapları Türkçeye çevrilmiş, Mısırlı yazar, aktivist, akademisyen ve tercüman kimliğiyle tanınan Radwa Aşur, yaşadığı dönemde Ortadoğulu bir kadın yazar olmanın aktivist olmayı da beraberinde getirdiğini düşünüyordu. Kendisiyle ilgili çok fazla Türkçe kaynağa ulaşılamayan bu “nadir çiçeği” sizlerle buluşturmaya çalışacağım.
Filistin’i anlatıyordu ama
Endülüs’e veda romanı
yazıyordu.
Aşur, bir antolojide yazdığı yazıda kendisini şöyle tanımlıyor: “Ben bir Arap kadınıyım, aynı zamanda Üçüncü Dünya vatandaşıyım. Bu da demektir ki, her türlü bastırılmış bir mirasa sahibim. Kendimi ve benimle özdeşleşen veya bana benzeyen sayısız diğer insanı savunmak için yazıyorum.”

Mısırda bir kadın yazar olarak hayatını sürdüren ve eşinin yaşadığı siyasi sıkıntılar sebebiyle kendini Filistin davasının ortasında bulan ve yazarlık hayatının büyük bir kısmını Filistin’deki haksızlıkları ve zulmü anlatmaya adayan Aşur, aynı zamanda kaleme aldığı otobiyografisinde kendisine yöneltilen Batılı anlamda bir feminist yazar olma söylemlerini de kabul etmediğinden bahsediyor. Bu konu yazarın hayatında önemli bir yerde duruyor çünkü yaşadığı şartlar ve çevre hep kadın olma, Müslüman bir kadın olma, kadın bir yazar olma, Müslüman kadın bir yazar olma kimlikleri arasında şekillenmiş.
Aşur’un ilk romanı olan Hacerun Dâfi’un, sosyal hayatta ve iş hayatında kadınların yaşadığı zorlukları ele alıyor. Tüm kalem erbapları gibi o da yaşadığı çevreyi gözlemliyor, sıkıntıyı tespit ediyor ve değişime dair söylemek istediklerini hikaye olarak anlatıyordu. 2012’de verdiği bir röportajda, kadın örgütlerine yakın ve aktif olmadığını ifade eder. Ancak, biyografisini kaleme aldığı sırada Arap Baharı yaşanıyordur ve bu özgürleşme hareketleri içinde kadınların aktif olması konusunda çaba göstermiştir. Aşur hikayelerinde kadınları, tam merkeze koyarak içinde yaşadığı toplumun aksine bir manzarada resmetmektedir.
Radwa Aşur ve eşi Filistinli şair Murid Barghouti
Radwa Aşur ve eşi Filistinli şair Mourid Barghouti’nin aile geçmişi, yazılı kelimeye duyulan tutkuyu yansıtır. Annesi Mai Azzam şair ve sanatçı, babası Mustafa Aşur ise güçlü bir edebi ilgiye sahip olduğu bilinen bir avukattı. Büyükbabası Abdelwahab Azzam, Firdevsî’nin yazdığı Farsça şiir Şehnâme’yi (Krallar Kitabı) Arapçaya çevirmesiyle ünlü bir diplomattı.
Aşur, diplomat ve profesör olan büyükbabasının, çeşitli Arap şiir koleksiyonlarını ezberlemesini sağladığını anlatıyordu. Böyle bir aile mirasına sahip olan yazar yine kendisi gibi edebiyatın içinden bir isim olan Filistinli şair Mourid Barghouti ile evlendi.
Aşur’un etkili olması, hayatın içinden ve bizzat kendi hayatından yola çıkarak bu kitaplarını kaleme alması sebebiyledir. Tanturalı Kadın romanında bir yerde şöyle sorar; ‘Nasıl dayandım? Nasıl dayandık ve yaşadık, bir yudum su boğazımıza durup bizi boğmadan akarken? Dayandığımız şeyleri yeniden ortaya dökmenin ve konuşarak yinelemenin ne faydası var?’
Doğduğu yeri, Nil’in havasını, eşiyle beraber şahit olduğu 30 yıllık sürgün hayatını anlatıyor gibidir. Ve sonra başka bir satırda şöyle sitem eder; ‘Alıştım, kimse zamanın evcilleştirmesine karşı direnemez.’
Siyasi düzenlerin herkesin hayatına etki ettiği gerçeği ortada dururken, yazarların bunları kendi içlerinde dönüştürüp bizlere okumak için yeni dünyalar sunması, biz okurların şansıdır. Yoksa şahitliğini yapamadığımız şeylerden haberdar olma, bir yazarın beyin kıvrımlarında gezme, hayatı bir başkasının gözünden görme nimetlerine erişemeyecektik.
İnsanın kabiliyetinden daha güçlü bir silahı olmadığını bilen Radwa Aşur, hayatı boyunca herkesin elinden geleni yapmasının gerekliliğine inanmış ve kalemini; toplumun ve Batılı anlamda kadın söylemlerinin dönüşmesi, Filistin’de yaşanan haksızlıkların duyurulması için kullanmıştı. Bu onu sadece bir yazar değil aynı zamanda da bir aktivist haline getirmişti. Yaşadığı olayları, tarihin süzgecinden geçirip geçmiş bir zamanda yaşanıyor gibi hikayeleştiyordu. Kalemini böyle etkili kılan şeylerden biri de buydu. Geçmiş ve gelecek arasında nakış dokuyan bir iğne gibi tüm gerçekliği zihnimizin kapılarına işliyordu. Filistin’i anlatıyordu ama Endülüs’e veda romanı yazıyordu. Bir metronom gibi tiktaklar geçmişe gidiyor, bugüne süzülüyordu. Anlattığı kişiler bugünde yaşıyordu ama o öyle bir resmediyordu ki kimsenin gönlü de üzülmüyordu.
Yazmayı istiyorum, çünkü
gerçeklik bana ötekileştiğimi
hissettiriyor, yazıyorum.

Neden ve nasıl yazdığını şöyle anlatıyor Aşur: ‘Yazıyorum, çünkü yazmayı seviyorum. Hatta ‘Neden yazıyorum’ sorusu, garip ve anlaşılmaz gelecek kadar seviyorum. Ayrıca ölümden kaçma korkum olduğu için de yazıyorum. Kastım her şeyin sonu olan ölüm korkusu değil, köşe bucakta, sokakta, evde, okulda birçok Radwa AshourMaziyi canlı canlı gömmekten ve potansiyelin öldürülmesinden bahsediyorum. Ben Arap bir kadın ve üçüncü dünya ülkesi vatandaşıyım. Her iki durumda da mirasım bastırılmış durumda. İliklerime kadar bu gerçeği hissediyorum. Kendi savunmamı, bana benzeyen, benim gibi olan sayısız kişinin savunmasını yazdığım alandan da korkuyorum. Yazmayı istiyorum, çünkü gerçeklik bana ötekileştiğimi hissettiriyor. Söylemlerim, başkalarına doğru yola çıkabilmem ya da onların bana doğru gelebilmeleri için beni açarken sessizlik yalnızca yabancılaşmamı artırıyor.’

Tüm bu düşüncelerini yine Tanturalı Kadın kitabında görürüz: “… Yazmak beni öldürecek.” “Seni öldürmez. Zannettiğinden daha güçlüsün. Anılar öldüremez. Dayanamayacağın kadar acıtır, belki. Ona direnebilsek de bizi içine çeken boğucu bir dehlizden, üzerinde yüzdüğümüz bir denize dönüşür. Mesafeleri katedebiliriz. Ona hükmeder kendi irademizi kabul ettiririz.”
https://thearabedition.com/blog/five-facts-about-egyptian-novelist-radwa-ashour/
http://www.bookshybooks.com/2017/03/100africanwomenwriters-5-radwa-ashour.html
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2191035 , Radvâ ‘Âşûr ve Tarihî Roman Yazarlığı, Mediha Büşra Özdemir

Yorumlar
NlNXpHQyoCitrKfqyrgBR
IMYqOXeaGhkAvGarLjXKcm