Elleri soğuk bir döneme sıcak bir dokunuş: GURUR VE ÖNYARGI

Jane Austen, en çok okunan Viktorya dönemi kadın romancılarından biri olarak kabul ediliyor. Hikayeleri, bir dizi test yoluyla gerçek aşkı bulan bir erkek ya da kadının ortak aşk hikayesini ele almaları bakımandan evrenseldir. Romanları bize, onun aşina olduğu 18. yüzyıl soylularının yaşam tarzının bir kesitini sunar. Aynı zamanda edebiyat ve film arasındaki ilişki, her birinin yayılması için diğerine dayanması anlamında çoğunlukla simbiyotik olmuştur. Kültür teorisyenleri, filmlerin ve edebiyatın toplumsal cinsiyet, ırk, moda ve sınıf figürlerini sunan kültürel araçlar olarak görülebileceği düşüncesindeler. Benzerlikleri ve bağlantılarına rağmen, film ve edebiyat, dünyayı tanımlamak için madden farklı güzergahlar kullanır. Her ikisinde de görüntülerin yeniden yapılandırılması vardır. Bir roman filme dönüştürüldüğünde, “benzersiz bir sözlü ortamdan”, “çok kanallı bir ortama” kademeli olarak geçiş yapar.

Tiyatro gösterilerinden evrimleşen sinema, kapsamlı bir mizansen ve belirgin görsel nitelik taşıyan betimleyici bir başlangıç noktası sunar.

 

Roman tek bir kişi tarafından üretilirken bir film birçok insanın ortak çabasıdır. Amy Villarejo, “Film, dil gibi yapılandırılmıştır.” derken, filmin dünyayı ekranda betimlemeyi amaçladığı fikrine odaklanır. Mizansen sahnenin, ekrana konulan öğeleri tanımlamayı ve izole etmeyi amaçladığı yaygın bir “sahneleme” eylemine vurgu yapar. Tiyatro gösterilerinden evrimleşen sinema, kapsamlı bir mizansen ve belirgin görsel nitelik taşıyan betimleyici bir başlangıç noktası sunar.

Bir roman filme dönüştürüldüğünde, “benzersiz bir sözlü ortamdan”, “çok kanallı bir ortama” kademeli olarak geçiş yapar.

 

Pride and Prejudice (Gurur ve Önyargı), Jane Austen tarafından 1813’te yazılmıştır. Kitabın ilk başlığı “İlk İzlenimler”dir. Yayımlanmasından bu yana iki yüzyıl geçmiş olmasına rağmen bu klasik romanın cazibesi hiç bitmemiştir. Joe Wright’ın aynı adlı filmi bir Anglo-Amerikan yapımıdır. Romancının sözlü dünyasının oldukça doğru bir sunumu olarak kabul edilen film, yaklaşık 121 dakika. Bir roman sinema diline dönüştürüldüğünde, doğal olarak birçok değişikliğe uğrar. Yönetmenin görevi, yazarın hayal ettiğini gerçekçi bir şekilde tasvir etmektir. Bu yüzden Stam, “Sinema hem sinestetik hem de sentetik bir sanattır.” der. Romandaki kelimelerin sembolik anlamları, görsel bir ortamda yeniden düzenlenir çok katmanlı bir anlam bütünlüğü sunulur.

Pride and Prejudice (2005), Joe Wright tarafından yönetilen ve başrollerinde Elizabeth Bennet rolünde Keira Knightley, Mr Darcy rolünde Matthew Macfadyen, Jane Bennet rolünde Rosamund Pike ve Bay Bingley rolünde Simon Woods’un yer aldığı bir İngiliz romantik dramasıdır. Senaryosu Deborah Moggach tarafından yazılan Gurur ve Önyargı, 1938’de uyarlanan ilk versiyon ve 1995’teki ikinci dizi versiyonları ile karşılaştırıldığında romanın ruhunu ziyadesiyle yansıtan bir yön bulduğunu söylemek mümkündür. “İyi bir servete sahip olan bekar bir erkeğin bir eşe ihtiyacı olduğu evrensel olarak kabul edilen bir gerçektir.” Jane Austen’in, Pride and Prejudice (Gurur ve Önyargı) isimli kitabının bu ilk cümlesini girizgah yapar hikayeye. Fakat hikaye beş kızına eş arayan Bayan Bennet hakkında kabul edilen bir gerçekle sona erer: “Hayatının işi kızlarını evlendirmekti.”

Film, akıllı Elizabeth Bennet ile yakışıklı, suskun Bay Darcy arasındaki romantizmi anlatır. İlk buluşmalarında karşılıklı olarak olumsuz izlenimler bırakırlar, ancak olaylar onları sürekli bir araya getirdikçe fikirleri değişir. Finansal ve iletişim sorunları arasında devam eden filmin ana karakteri Elizabeth, insan hayatını ve duygularını içerse bile, kâr ve iyi pazarlığa odaklanan bu ikiyüzlü ve sığ topluma yabancı bir kişi olarak resmedilir. Elizabeth’in ne ailesine ne de o zamanın topluma ait olduğu görülür; çünkü filmin diğer kadın karakterleriyle hiçbir ortak yanı yoktur. Karakterinin başlıca özelliği; aşırı dürüstlük, kararlılık ve iyimserlikle birleşen hızlı zekâdır. Diğer karakterlerin eylemlerini analiz etme alışkanlığı içindedir; uzun ve yalnız yürüyüşlerinde geçmiş deneyimlerini yansıtmayı sever. Elizabeth bencil değildir ve menfaat sağlamak için asla duygularına karşı harekete geçmez. Bu yüzden de iki evlilik teklifini reddeder: Biri, hiçbir zaman denk gelmediği Bay Collins’ten, ikincisi ise kadın kahramanımız üzerinde yanlış izlenim bırakan ruh eşi Bay Darcy’den. Eric Erikson’un “post-Freudyen teorisi”ne göre, bir kişi yaşamı boyunca sekiz aşamadan geçer ve bir aşamadan diğerine geçiş, kişinin ana çatışmasını çözme yeteneği veya yetersizliği ile belirlenir. Elizabeth Bennet’in bu sınıflandırmadaki yerine bakıldığında “erken yetişkinlik” olarak adlandırılan ve “yakınlık ve izolasyon” arasındaki çatışmanın damgasını vurduğu altıncı evreye ait olduğu varsayılabilir. Elizabeth’in ilk düşüncesi, ölüm onları ayırana kadar mutlu yaşaması için mükemmel bir eşleşme arayışıdır. Aslında, onunla evlenmek isteyen iki adayla, Bay Collins ve Bay Darcy ile evlenmeyi reddetmesi, onun bu aşamaya ait olmasını önlemektedir. Reddetme, aktif arama süreci ve Elizabeth’in taktiri, karşısına çıkan ilk erkekle evlenmeyi kabul etme konusundaki isteksizliği ile haklı gösterilebilir ve ana karakter “yakın ve kalıcı ilişki kurma” arzusunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Bu makullük, yetişkinlerin özelliği olan olgunluğun işareti olarak görülür.

Ne tür bir görünüme sahip olursa olsun, rüya görme düzeyine göre herkes kendi dilinde bir aşk hikayesi hayal edebilir. Joe Wright, iki cinsiyet arasındaki düşünce yozlaşmasının, ilişkilerindeki başlangıçları güçlendirmenin yolunu romandan daha gerçekçi bir ortam oluşturarak sunar. Yoksulluk, pislik ve çökmekte olan soyluluk, arzu edilirse, Wright’ın “biraz daha sokak” olarak adlandırdığı bir gerçekliğe evrilerek anlatılır hikayede. Film çağdaş hissettirir. Diyaloğa neredeyse hızlı bir teslimiyet vardır, gülünç komedi değil, hiçbir tıkanıklık duygusu olmayan keskin ve hızlı diyaloglar. Wright izleyiciyi sanki gerçek gözlemcilermiş gibi yaşanmış, gerçek ve canlı hissettirir. Yönetmen, filmin girişinde sinematografide kamerayı belirli bir nesneyi daha uzun bir süre takip etmek için kullanan bir teknik olan bir izleme çekimi kullanır. Bu durumda, kamera Elizabeth Bennet’in malikanesi Longbourn’a geri dönüşüne odaklanır. Kapıya ulaşıp yanından geçtiğinde, kamera yörüngesini değiştirir ve evin girişinden içeri girer.

Beni, bedenim ve ruhumla büyüledin ve seni seviyorum, seviyorum, seviyorum. Ve bugünden sonra asla senden ayrılmak istemiyorum.

 

Filmin önemli sahnelerinden biri de Bay Darcy’nin Elizabeth’e evlenme teklif etmesidir. Geniş çekim, dışarıda şiddetli yağmur yağarken, Elizabeth’i aceleyle bir köprüden koşarken yakalar. Fırtınanın sesi ve güçlü bir müzik anlam karmaşası yaratır. Elizabeth’in içinde hissettikleri, özellikle Bay Darcy’nin müdahalesine duyduğu öfke ve kız kardeşinin kalp kırıklığından dolayı duyduğu üzüntüyü tasvir eden sahne, planlanmamış bir itirafın mekanı olur: “Seni seviyorum.” Bu açıklamayı Elizabeth’in reddi izler. Yönetmen bu sahnede hem karakterlere hem de duygularına daha iyi odaklanmak için bir el kamerası kullanır. Filmdeki bir diğer önemli sahne de Elizabeth’in, sabahın erken saatlerinde bir tarlada yürürken görülmesidir. Ardından Bay Darcy’nin ona yaklaşan figürünün geniş bir görüntüsü vardır. Bir parça müzik sesi gelir ve Bay Darcy yaklaştıkça müziğin sesi yükselir. Elizabeth’in yanına gelen Darcy ciddi ve tutkulu bir açıklama yapar: Beni, bedenim ve ruhumla büyüledin ve seni seviyorum, seviyorum, seviyorum. Ve bugünden sonra asla senden ayrılmak istemiyorum.” Elizabeth sonra elini kaldırır ve öper. Arkalarından güneş doğar, rengi sıcaklık hissi yaratır. Sahne, her iki karakterin de alınlarını birbirine değdirmek için eğildiklerinden sonra kapanır. Bu sahnedeki adaptasyon sadece diyaloğu değil görüntüye de odaklanarak verilmek istenen duyguyu katmanlaştırır.

 

Uyarlamalarda ‘sinekdoşal’ çeviri oldukça etkili sonuçlar doğurur. Kadın kahramanın yüzünün yakın çekimi senaryoda ilginç bir seçim sunar. Metindeki Bay Darcy’nin Elizabeth’in gözlerine olan hayranlığı ve buna atıfta bulanan tüm diyaloglar kesilir. Bunun yerine kamera genellikle Elizabeth’in gözlerine odaklanır. Karakterler arasında çeşitli etkileşimler görüldüğünden filmin bir yaşam ruhuna sahip olduğunu söylemek mümkün. Wright, senarist Deborah Moggach ile birlikte bazı büyülü fantezi anlarının filme girmesine izin verir. Bay Darcy ve Elizabeth Bingley balosunda dans ederken, bir noktada balo salonunda sadece onlar varmış gibi görünür ve büyüyen aşklarıyla savaşırken aralarındaki keskinliğin kaybolmasına izin verir.

Gurur ve Önyargı, dönem eserlerini mütevazı, parlak ve modern bir şekilde anlatması bakımından son derece önem arz eder çünkü iki yüz yıl önceki hikayenin bayatlamadığını, romantizmin ve kostümlerin modasının geçmediğini ve izleyiciyi hala büyüleyebileceğini ispatlar. Filmlerin amaçlanan anlamının, ideolojisinin, aşk ve bağımsızlığın el ele gidebileceği olduğuna seyirciyi inandırır. Kendine sadık kalmanın ve doğru olduğuna inandığı şey için savaşmanın saygıyı hak ettiği duygusunu veren film, nesiller boyunca milyonlarca insana hitap eden mesajı hakkıyla yerine getirmiştir.

 

 

 

0 yorum
0 beğeni
Prev post: GİTMEK İÇİN GELENNext post: ZERRE

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
2 days ago
4 days ago
5 days ago
6 days ago
1 week ago
1 week ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3