Postmodern Dünyanın İç Pusulası; İoanna Kuçuradi “İnsandan Umut Kesilmez”

Felsefeyi haksızlığa, insanın aşağılanmasına, dünyadaki kötülüklere karşı bir başkaldırı olarak görüyorum.

 

1969 Hacettepe Üniversitesi:

Üniversite koridorlarında birbiriyle yarışan gençlerin arasından sıyrılarak amfide yerlerini almayı başarırlar nihayet. Kendi aralarında hocanın son derste anlattıklarının müzakeresini yapmaya koyulurlar, tekrar babında. Bir ara Cahit, arkadaşı Ersin’e sorar: “Sahi yeni felsefe hocası hakkında bir şeyler öğrenebildin mi? Buraya gelene kadar hiç duymamıştım adını.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Yeni geldi. Erzurum’da olduğunu duymuştum en son. Erzurum’daki kuzenim üniversitede derslerine girmiş. Öğrencileriyle arasının çok iyi olduğunu ve çok sevildiğini anlatmıştı bana. Hatta insana çok değer verdiğini, insanların etnik köken, kültür ve din gibi farklılıklarına odaklanmadığını, dışlamaya ve dışlanmaya karşı büyük çaba sarf ettiğini anlatmıştı. Bunları duyunca gerçekten nasıl bir hocayla karşılaşacağımızı çok merak etmiştim. Sana bir şey söyleyeyim mi Cahit, dersi beni çok etkiliyor. Felsefe denilince şöyle bir tüylerim diken diken olurdu ama bu derslerden sonra, hocanın gününü iple çekmeye başladım. Anlattıklarını yaşıyor sanki. Ses tonu, konulara hakimiyeti, mevzulara atfettiği önem beni de konulara bağlıyor.”

Cahit kıkırdayarak: “Desene yakında Etik ve Değerler Felsefesi diyerek yakında seni hocanın dizlerinin dibinde bulacağız,” deyince arkadaşı aklına harika bir fikir gelmiş edasıyla devam eder: “Neden olmasın… Bak iyi dedin bunu, kahramanımsın benim Cahit, yaşa var ol sen emi!”

Aralarında tatlı tatlı bu sohbetler devam ederken nihayet ders saati gelmiş ve Felsefe hocası içeri girmiş, hazırlıklarına başlamıştır: “Merhaba çocuklar. İçinizde benim diğer derslerime gelebilme fırsatı henüz bulamayanlar için kendimi tanıtayım, ben İoanna Kuçuradi. Bu üniversiteye yeni geldim sayılır. Siz son sınıf öğrencileriyle de bu derste yıl sonuna kadar birlikte olacağız.”

Ders devam ederken Cahit sınıftan sessizce çıkmış, kendisi ve arkadaşı Ersin için iki şişe su ile geri dönmüştür. İoanna Hoca Cahit’in içeri girmesiyle bir duraksama yaşar, başka bir konu dikkatini çekecektir çünkü ve bu olay da Cahit’in su ile amfiye geri dönmesiyle kendini gösterir: “Çocuklar bundan sonra dersimde biberon istemiyorum ve su içilmesini yasaklıyorum. Bunun nedenini bilmek isterseniz memnuniyetle açıklayabilirim.”

Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendilerine hâkim olmayı öğrenmeleridir.

 

Cahit ve Ersin birbirine bakakalırlar, ‘bu da nereden çıktı’ mahiyetinde. Bu tavır sadece onlara has değildir, bu bir şaşkınlığın tutumudur ve aynı tutumu hemen hemen öğrencilerin hepsi de sergiler. Ancak ders devam ettiği için hocanın sözleri hakkında konuşmazlar. Etik Değerler Felsefesi ve Bilgisi hakkında bu denli etkileyici bir duruşa sahip olan hocalarının elbet bir bildiği var diye içlerinden geçirmekle yetinirler sadece. Ancak Cahit sıcağı sıcağına yaşanan olayın baş kahramanı olduğu için biraz da alınganlık göstererek hocasının teklif ettiği açıklamayı duymayı talep eder: “Hocam afedersiniz, söylediğiniz gibi bizi bilgilendirebilir misiniz; su içmeyi neden yasakladığınıza dair?”

İoanna Hoca hoş bir tebessümle başlar: “İşte şimdi benim sıram. Teşekkür ederim, yapacağım açıklamalara olanak sağladığın için. Müsaadenizle sizi erken çocukluk dönemime götüreceğim ve anılarıma ortak edeceğim. Annemle dışarıdayken sokakta ağlasam da sızlansam da hiçbir şey almazdı bana. Ama babam ertesi gün istediğimi getirirdi.”

Ardından felsefi çıkarımını ifade eder: “Yıllar sonra bu duruma odaklanıp, yaşadıklarımdan bir anlam çıkartmak istediğimde fark ettim ki kendimi tutmayı, kendime hakim ve egemen olmayı öğrenmiştim. İnsanın hayatında iki tür ihtiyaç vardır: Olan ve Duyulan İhtiyaçlar. Olan ihtiyaçlar, insanlık için zorunlu olanlardır; örneğin su içmek, yemek yemek, barınmak gibi. Duyulan ihtiyaçlar ise sınırsızdır. Her şey Duyulan İhtiyaçlar grubuna dahil olabilir. Ertelenebilir, sınırlandırılabilir ve hatta zamanla duyulmaz hâle gelebilir. Bunlar alışkanlıkla şekillenir. Hemen hemen her şey zamanla Duyulan İhtiyaçlar halkasına girebilir.”

Ve neden suyu yasakladığını da: “Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendilerine hâkim olmayı öğrenmeleridir. Bu nedenle suyu yasakladım. Çünkü görünen her şey ihtiyaç değildir, zaruri olanlar hariç. Bazı arzuların hemen yerine getirilmeyerek, insanın kendine egemen olma becerisini geliştirilebileceğini fark etmenizi istedim. Bu gibi anlar biraz ‘düşünme ve odaklanma’ için fırsat gibi gelir bana. Yaptığım eylemle sizlerin dikkatini çekebilme imkânını buldum böyle bir konuya, bu da bir tür düşünme ve odaklanma malzemesidir benim için.”

“Değerlendirme göreceliği beni bu yola sevk etti.”

İoanna Kuçuradi 1997’den itibaren Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezinin yöneticisi ve buradaki UNESCO kürsüsünün sahibiydi. Öğrencisi Cahit yıllar sonra hocasını burada akademik bir dizi çalışmalar hazırlarken ziyaret edebilme fırsatı bulmuştu. Hocası onu meşhur ‘su şişesi’ hikayesinden sonra hemen hatırlamış, hoş bir sohbet de almış başını gitmişti. Cahit talebelik yıllarından itibaren merak ettiği o soruyu nihayet sorabilme fırsatı bulmuştu: “Hocam siz İnsan, Değer, Bilgi, Varlık Felsefesi ve Felsefenin diğer alanlarındaki çalışmalarınızla İnsan Hakları konusunu bütünleştirdiniz. Bu konuyla Felsefe arasında bağlantı kurdunuz. Peki ama nedendir bu denli felsefeyle derin meşguliyetiniz?”

“Bunun tam bir cevabını vermek kolay değil sevgili Cahit, ama sanırım benim için en önemli etken, her gün yaşamda karşılaştığımız bir olguydu. Bilirsiniz aynı insanlar aynı insanların eylemlerini, aynı durumu, aynı olayları kararları farklı şekillerde değerlendirebiliyorlar. Kimisi olumlu, kimisi olumsuz bakıyor karşılaştıklarına. Kimisi iyi kimisi kötü diyor. Ve bir çok çatışma da buradan kendine büyümenin ve şiddetlenmenin yolunu buluyor. Aynı şeylerin farklı farklı değerlendirmesi önemli bir sorundur ve bu durum beni çok tedirgin ediyordu. Baş kaldırmak geliyordu içimden. Bu olguyu önce kendi dünyamda açıklamak ve uygun bir değerlendirme nasıl yapılabilir sorusu ile felsefe yapmaya başladım. Ardından bundan bir değerlendirme ile kendi görüşüm çıktı. Bu görüş bir çeşit bu olguya baş kaldırmadır; kalemle, düşünce ile baş kaldırmadır. Ve evet felsefeyi haksızlığa, insanın aşağılanmasına, dünyadaki kötülüklere karşı bir başkaldırı olarak görüyorum. Değer benim baş derdimdir. İnsanın değerine, haklarının varlığına inanıyorum. İnsan hakları hakkında sağlam felsefi bilginin dünya problemlerini çözebileceğine de.”

Yaşayan Felsefe…

4 Ekim 1936 İstanbul/ Sıraselviler’de Rum bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen, isminin erili İoanne/Johannes/Yahya (Tanrının armağanı), soyadının karşılığının ise Kütükoğlu olduğunu ifade eden Kuçuradi, Zapyon Rum Lisesi ve ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun olduktan sonra, bu bölümde Prof. Dr. Takiyettin Mengüşoğlu’nun asistanı olarak akademisyenliğe adımını atmış olur. 1969’dan 2003 yılında emekli oluncaya dek Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünün Başkanlığını yapar.

Zaman içinde dikkatinin yoğunlaştığı, hassasiyet kazandığı konuları sadece Türkiye’de değil dünya ölçeğinde de dillendirecek, hatta daha ötesine giderek, felsefenin dünya sorunlarıyla ilgilenmesinin zaruretini, pek çok problemin çözümünde etkin olmasının gerekliliğini bilimsel olarak da anlatabilecektir.

Kendisinin en büyük arzusu ‘Felsefenin yaşama katkılarını gösteren etkinlikleri gösterebilmektir.’ Genellikle felsefenin yalnızca teorik bir bilgi alanı değil, günlük yaşama dokunan, insan davranışlarına, kararlarına ve değer yargılarına yön veren canlı bir süreç olduğunu vurgulamasıdır. Ve bu noktada ise felsefenin en eski bilgi alanlarından biri olan Etik’in önemi kendini gösterir. Etik Bilgisi ve Felsefesi akademik ve düşünsel boyutunun merkezinde yerini bulmuşken, Platon, Aristoteles, Schopenhauer, Kant, Nietzsche, Albert Camus’nun izinde ilerleyerek, ‘yeni’ olmuş, ‘yenilenmiş’ bir soluk katar bu bilime.

Meslektaşlarının yorumları ile ‘kendisinin getirdiği önemli yeniliklerden biri; onun felsefi bilgiler alanındaki katkılarıdır’. Bu bilgiler İnsanın Değeri, Doğru Değerlendirme gibi kavramların bilgisidir.

“Benim çabam hukukçuların elinden kurtarmaktır; İnsan Haklarını.”

Diğeri ise felsefenin bir masa başı meşguliyeti olmaktan çıkarılması ile birlikte gelen bir değişimdir. Kuçuradi özellikle bu konuya büyük önem atfetmektedir. Yani ona göre masa başında bilgiler üretmek ve düşünmek yetmez. Bu bilgilerin kullanımı, kullanım sahası oluşturulması gerekir ki, bu nedenle onun İnsan Hakları alanındaki çabaları, yazmış olduğu etikle bir bütünlük içinde düşünülüp yazılmıştır.

Şu andaki durumun ve karşılaştığımız dünya problemlerinin önemli ölçüde kendi kararlarımızın sonuçları olduğunun yeterince farkında değiliz.

 

Kendisinin felsefeye ve felsefenin sorunlarına ilişkin çalışmaları ve özgün katkıları uluslararası kuruluşların da dikkatini ve ilgisini çeker. Bunun en açık ve etkileyici sonuçlarından birisi 1998 Amerika’nın Boston şehrinde gerçekleşen Dünya Felsefe Kongresine katılanların büyük bir çoğunluğu ile Uluslararası Felsefe Kuruluşları başkanlığına seçilmesi olur. Bu seçim 2003’teki kongrenin de nerede olacağını belirler: İstanbul. 21. Dünya Felsefe Kongresi, Dünya Problemleri Karşısında Felsefe teması ile gerçekleşir ve Kongre 21. Yüzyılın ilk Dünya Felsefe Kongresi olma ünvanına sahip olur. Küreselleşme/Kültürel Kimlik, Etik, Şiddet, Savaş ve Barış, Yabancı Düşmanlığı, İnsan Hakları, Demokrasi Sorunları, Eşitsizlik, Yoksulluk ve Gelişme… Bu başlıklar kendisine verilen hatta yüklenen misyonun ardından, onun yönlendirmesi, desteğiyle özverili çalışmalar silsilesini getirir. Kongrede bu konular masaya yatırılır, sempozyumlar, paneller, oturumlar, tebliğler organize edilir. Kongrede Küreselleşme ve Kültürel Kimlik problemi hakkındaki bildirimlerden birindeki konuşması kendisinin insan değeri ve medeniyet ile ne denli yoğrulduğunu, hemhal olduğunu gösterir: “Bütün bu konular çağımızın ve insanlığın en yakıcı sorunlarıydı, Felsefenin de. Şu andaki durumun ve karşılaştığımız dünya problemlerinin önemli ölçüde kendi kararlarımızın sonuçları olduğunun yeterince farkında değiliz. Korku ve yoksunluktan arınmış bir dünya yaratma niyetiyle aldığımız kararların sonuçları olduğunu… Bugünün sorunu hukukun uluslar arasındaki adaletin gerçekleşmesi için doğru araç olup olmadığıdır.”

Sıkışmış, bunalmış, umudunu kaybetmiş dünyaya problemlerinden kurtulabilmesi için yollar aramaktan, insanı olduğu gibi sevmekten, düşünmekten ve üretmekten 88 yıllık hayatı boyunca asla vazgeçmez İoanna Kuçuradi: “Etik ile uğraşan ergeç insan hakları konusuna gelmek zorundadır. Çünkü insan hakları, değer korumaya yönelik ilkelerdir. İnsanca yaşayabilmenin objektif koşulları dile getirmeye çalışılmalı. Bu konuya ilişkin talepleri dile getirmeye çalışır etik. İnsan hakları politik düzlemde ele alınıyor. Çünkü sadece ideolojik bakıyorlar. Amaçlara uygunsa kabul ediliyor, değilse karşı çıkılıyor. Kavga etmek için bu konuyu vesile ediyorlar. Oysa insan hakları insan olan herkesin hakkıdır. Hukuk bu konunun evet bir tarafıdır. Peki ne işe yarıyor, ihlal olduktan sonra? Ben ihlal olmasın istiyorum. Hak ihlalleri olmasın diye tüm çabamız. Benim çabam hukukçuların elinden kurtarmaktır; insan haklarını.”

Ölçüsüz bırakılan dünyada savrulan insan…

Postmodernliğin gürültüsünde, sessiz bir sesti onunki. Değerlerin aşındığı, kavramların içinin boşaldığı bir çağda, o hâlâ “insan” diyordu; ille de insan. Ne moda felsefelerin peşine takıldı ne de popüler söylemlerin. İoanna Kuçuradi, çağımızın görünmeyen ama derin izler bırakan bilgelerinden biri olarak, postmodern dünyanın vicdanı olmaya ve derinden akmaya devam ediyor.

Böyle bir dünyanın gizli bilgesidir adeta. Sessizliğiyle konuşan, görünmeden yönlendiren, sadeliğiyle derinleşen bir duruş… Onun kavramlara verdiği derin anlamlar ve bu anlamların hukuk sistemine yön verme potansiyeli bu duruşu kıymetlendiriyor. Bir konferansındaki cümlesi yıllarca yankılanabiliyor, yeni bir oluşumun kıvılcımını tetikleyebiliyor. Herkesin “öznelliği” kutsadığı bir çağda o, değerlerin ölçüsüz bırakılmasının insanı nasıl savrulmaya açık hâle getirdiğini sessizce ama kararlılıkla anlatmaya da devam ediyor.

Onun felsefesi, tam da postmodern dünyanın ihtiyaç duyduğu dinginliğin, durup düşünmenin, birbirine karışan kavramların ait oldukları kimliklere tekrar kavuşturulmasıydı. Karmaşanın içinde bir netlik önerisi değil; karmaşaya rağmen bir tutarlılık önerisi… Kavramlara sahip çıkmak, haklara tutunmak, insan olmayı teorinin ötesinde yaşamak…

İoanna Kuçuradi, bu çağın gözden kaçan bilgesi değil sadece, aynı zamanda sesi yavaş ama etkisi derin olan bir iç pusulasıdır: “Çağımızın etik değer sorunlarıyla hesaplaşmak ve olan biteni sorgulamak bizi insanlar arası ilişkilerde insan olmanın bilincine eriştirecek yol bu. Çok zorlu ve çetin olabilir ama bu yol mutlaka yürünmelidir ve her zaman umut vardır.”

0 yorum
0 beğeni
Prev post: ŞİİRLERDE YAŞAYAN KADINLAR – INext post: EDİTÖRDEN

İlgili Yazılar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
  • Konsol Edebiyat
  • Fon Muzigi
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/01/WhatsApp-Video-2025-01-28-at-09.54.34.mp3