Zaman, insanlığın en kadim yanılsamasıdır. Dışarıda, evren denizinde akıp gittiğini sanırız onun. Saatlerin tik taklarında, takvimlerin yapraklarında ölçülür zannederiz. Oysa hakikat başkadır. Zaman, ruhun derinliklerinde kök salmış bir nehir gibidir. Bazen coşkun bazen durgun ama çoğu zaman insanın ruhuna göre şekillenir. Geçip gitmek bilmeyen an’lara nispet, katlanıp dürülen zamanlara da şahit olmuştur bu dünya. Bu yüzden dizelere müracaat etmiş, Ahmet Hamdi ve an’ın zamanla olan dansını dile getirmiştir.
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında. (A. Hamdi Tanpınar)
Vakte başkaldırmaysa bast-ı zaman, ona esir olmaktır kabz-ı zaman. Bilinenlerin aksine akmaz dakikalar, durur saatler, susar evrenin çarkları. Zaman, insanın içine çöker; yoğun bir sis gibi genişler sonsuz bir boşlukta, ağırlaşır hisleri delik deşik eden bir kurşun misali yürekte. Bazen tamamen susar, kulaklarında yalnızca kalbinin çırpınışı kalır. Saniyeler bir ömre bedel uzar, yıllar bir nefesin kısalığında eriyip gider.
Bast-ı zaman; durağan, akmayan dünyanın dayatmalarına karşı bir isyandır. Onunla hız kazanmak insanın aşması gereken çok engeli işaret eder. Çabalamak boşa gider zaman zaman çünkü bilinen yollar çıkmaz ona. Takvimin soğuk çizgilerini, saatin çiziklerle ilerleyen ibrelerini terk edip kalbin ritmine teslim olmakla gerçekleşir o. O anda anlarsın ki zaman dışımızda akan bir ırmak değil, içimizde yatağını bulmuş, ruhumuzun kıvrımlarında dolaşan canlı bir varlıktır. Sevdiğini beklerken asırları saniye mekanına bırakıverir. Asırlar bir an’a eşlik eder. Eğilir, bükülür devran; görünmez, duyulmaz nice varlık aynı anda hazır olur. Birileri maddi âlemin dar mekanlarında oyalanadursun sen varlığın mazi ve müstakbele bakan iki ucundan tutmuş gidersin ufuk ötesi mekanlara.
Geçen zaman değil, geçip giden biziz.
Zamanda kısa bir rahatlama olsa da nihayet dünyadayız biz. Ondaki kanunlara tâbiyiz. Bir de şu gerçek var ki geçen zaman değil, geçip giden biziz. Zaman sabit midir, durağan mıdır yoksa sürekli akan bir nehir midir bilmem ama biz akıp gidiyoruz onun içinden. Sürekli bir kıpırdanma var bu yolculukta. Hayatın kendisi değil ama gölgesi sanki. Bir yerlerde yoğunlaşır ve değerlenir. Birikir inciler gibi üst üste. Mutluluk verir gönle.
Bir şairin şu mısralarını okumuştum bir zaman:
Sımsıcak bir tebessüm gibi
Düşelim yollara gönlü pırlantalarla
Zaman bükülsün biz mesafeler geçelim
Demek bereketli yağmurlar gibi düşen an’lar var toprağa güzellikler adına. Zaman onlarla filizlenir, artar, renklenir.
Bir ahiret manzarasından “Biz dünyada bir gün ya da daha az kaldık” sesi gelir kulaklarımıza. O halde nasıl dönüşür o kısacık an’lar sonsuz cennet otağlarına? Anlamaya çalışmak boşuna. Verilen zamanı en güzel şekilde yaşa. Onu ruhundan, kalbinden, aklından geçir; boşluk kalmasın arada.
