YOLCULUK

Doğumum enteresandı benim. An be an hatırlıyorum. Gözlerimi açtım ve oldum. Bu kadar. Uyandım ve ”ben”dim. Hiçbir şey bilmiyorum. Zihnim bomboş. Yalnızca bir his var, çalkantı. Bir sağa, bir sola, yukarı, aşağı. Fakat bu ben değilim. Bunu ben yapmıyorum. Bir güç var bunu yapan. Beni çekip iten. Uzaklaştığımı hissediyorum. Nereden nereye bilmiyorum ama bir yerlerden bir yerlere gidiyorum.

Sonrasında fark ettiğim başka bir şey var. Gittikçe daha da belirginleşiyor. Biraz sonra bir renk görüyorum. Koyu, çok koyu. Derin, korkunç ve heybetli bir mavi. Ben ise beyazım, etraf gri. Uzaklaştığım yerin, şeyin ne olduğunun, ne olmadığının ayrımını şimdi yapabiliyorum. O da beyaz. Benim gibi. Benden farklı değil. Fakat benim aksime çok daha büyük, çok daha güçlü. Derin mavilik bile onunla baş edemiyor. Bu dev beyaza yakınlık hissediyorum. Sanki o ben, ben de o olabilirmişiz gibi. Birbirimize aitmişiz gibi. Ona bakmak güven veriyor bana. Ancak içim korkudan çırpınıyor. Çünkü benden uzak. Ve daha da uzaklaşıyor. Mesafemiz artıyor. Onu bir daha göremeyeceğimi biliyorum. Bu bilinmezin içinde yalnızlığımı savuşturan tek şey o. Ama ayrılıyorum ondan. Bir süre sonra onun artık görülemeyecek kadar uzakta olacağını biliyorum. Mavi derinlikte bir başıma, bir oraya bir buraya savrulacağımı… Öngörülerim beni korkutuyor.

Bakabildiğim kadar baktım uzağımdaki artık dev gibi görünmeyen beyaza. Çok geçmeden o da griliğin içinde kaybolup gitti. Şimdi nereye gittiğimi bilmiyorum. Kimsem yok, yapayalnızım. Bu derin mavilik, durmaksızın tutup beni bir yerlere götürmekte. Haftalardır ilerliyorum. Korkunç günlere şahit oldum. Bazen mavilik çok öfkeleniyordu, yukarıdaki grilik de ona eşlik ediyordu. İşte en çok o zamanlar korkardım. Grilik bağırıp çağırıyor, kükrüyor, ağlıyor, parlayıp sönüyordu. Mavilik ise olanca gücüyle bana vuruyor, hışımla beni bir oraya bir buraya savuruyor, kimi zaman ise beni yutacak kadar hiddetleniyordu. Bu günlerde korku içinde bütün bu olanların sona ermesini dilemekten başka bir şey yapamıyordum. Elimden yalnızca beklemek geliyordu.Fakat arada küçük sürprizlere de tanık oluyordum. Yukarıdaki grilik ve aşağıdaki mavilik, her ne kadar korkunç olurlarsa olsunlar, bazı canlılara yuva oluyordu. Onları izleyip hayrete düşmeden edemiyordum. Hepsi birbirinden farklı ve güzeldi. Ancak dillerini anlayamıyordum. Yukarıda uçanlar zaman zaman üstüme konup dinlendiler. Maviliğin sakinleri ise dans ederek günümü şenlendiriyordu. Fakat ben yine de, ne yazık ki, yalnız hissetmekten kendimi alamıyordum. Nasıl yapabilirdim ki? Olduğum günden beri kendime benzeyen birine rastlamamıştım. Günler geçtikçe, kendimi halsiz hisseder oldum. Gücüm azalıyormuş, biri beni durmaksızın tüketiyormuş gibi.

Şimdi nereye gittiğimi bilmiyorum. Kimsem yok, yapayalnızım.

 

Bir iki hafta sonra yukarıdaki grilik açılmaya başladı. Şimdiye kadar gördüğümün aslında onun gerçek hali olmadığını fark ettim. Çünkü grilik, artık gri değil maviydi. Ama aşağıdaki kadar korkutucu değildi. Daha farklıydı. Yine uçsuz bucaksız, ama dingin. Saf, temiz ve süslü. Elbiseler giymeyi, renk değiştirmeyi seviyor. Benim rengimi, beyazı tercih ediyor bazen. Bir de sarı çiçek var her daim beni yukarıdan izleyen. Gün turuncuyken açıyor bu çiçek. Olabildiğince yükseliyor. Sonra pembeliğe karışıyor ve gözden kayboluyor. Bir süre sonra ise yukarısı iyice koyulaşıyor. Ve sanırım ben en çok bu zamanları seviyorum. Çünkü yukarısı iyice koyulaştığında, pırıl pırıl parlıyor aynı zamanda. Yalnızlığımı unutturuyor bana. Pırıltıları izliyorum, hayret ediyorum, hayallere dalıyorum. Pırıltıların en büyüğü ise şekil değiştiren bir varlık. Lekeli, alacalı bulacalı, ama güzel, çok güzel. Yukarısı parladığında düşüncelere dalıyorum hep. Sorularımın cevapları yukarıda mı gizli? Bütün bunların anlamı ne? Ben neyim? Kimim? Ne yapıyorum? Burası neresi? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu mavilik de ne? Bu canlılar, bu varlıklar… Yalnızlığım sona erecek mi? Bu yolculuk daha ne kadar devam edecek?

Olduğum günden beri kendime benzeyen birine rastlamamıştım.

Savrulmaya devam ettim günlerce. Git gide daha da zayıf hissediyordum kendimi. Bunun sonuma bir işaret olduğunu çok iyi biliyordum. Bir gün nihayet bir şeyle karşılaştım. O da benim gibiydi, beyazdı. Sürükleniyordu. Yalnız görünüyordu. Hevesle seslendim ona.

”Merhaba!”

”Merhaba! Ulu buzul adına! Siz de nereden çıktınız böyle?”

”Asıl benim size bunu sormam lazım, tanıdık bir sima görmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki.”

”Benim için de aynısı geçerli, epey bir şaşkınım. Haftalardır ilerliyorum. Sizinle şimdiye kadar karşılaşmamış olmamız enteresan. Herhalde buzulun kuzeyinden geldiniz. Akıntı ancak şimdi sizi bana getirebildi.”

”Ne dediğinizi anlamıyorum. Tane tane anlatır mısınız? Ya da durun, bilgili bir beyaza benziyorsunuz, belki beni aydınlatabilirsiniz. Biz neyiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bütün bunların anlamı ne? Bütün bu gördüğüm, duyduğum, hissettiğim şeylerin anlamı ne?”

”Amma da çok sordunuz, hepsi de basit sorular. Geldiğiniz yerde kimse bunları anlatmadı mı size?”

”Hayır, ben oldum olası tek başınaydım.”

”Vah canım! Ne kadar yalnız ve kafası karışık hissetmiş olmalısınız bunca zaman.”

”Kesinlikle öyleyim. Lütfen anlatın bana. Bildiğiniz her şeyi söyleyin.”

”Eh, peki madem. Zaten vaktimiz bol. Nereden başlasam ki… Hatırladığınız ilk şey nedir?”

”Bunu… Açıklayabilir miyim pek emin değilim ama elimden geleni yapacağım.”

Ona hikayemi anlatmamı bitirdikten sonra katıla katıla gülmesi beni epey şaşırttı.

”İlahi kardeş, neler geçmiş aklından öyle.”

”Ne demek istiyorsunuz? Bu denli komik olan nedir?”

”Siz, kardeş. Siz, çok komiksiniz. Ne kadar da yersizce derin düşünmüşsünüz her şeyi.”

”Yanlış mı yapmışım derin düşünerek?”

”Elbette yanlış yapmışsınız. Her şey aslında düşündüğünüzden daha basit. Meraklandığınızı hisseder gibiyim, anlatayım hemen. Sizin ‘dev beyaz’ınızın ismi ‘Ulu Beyaz’dır. Biz, hepimiz, sen ve ben, doğmadan önce Ulu Beyaz’dık.”

”Ama nasıl mümkün olur bu? Ben kendimi bildim bileli küçüğüm ondan. Nasıl olur da Ulu Beyaz olabilirim?”

”Asıl nokta zaten orası kardeş. Sen, sen olmadan, doğmadan önce yoktun. Olmadın. Yaşamadın. Bir tek O vardı. Yalnızca O. Ulu Beyaz. Hepimiz, sen ve ben, Ulu Beyaz’ın parçalarıyız.”

Yalnızlığım sona erecek mi? Bu yolculuk daha ne kadar devam edecek?

 

Tam olarak kavrayabilmem için biraz zaman geçmesi gerekti. Benim O’na hissettiğim yakınlık bu kadar basit miydi? Olamazdı. İnanmak istemiyordum. Beklediğim açıklama tam olarak neydi, gerçeğin ne olmasını arzulamıştım, umduğum cevap neydi, hiçbir fikrim yoktu. Ama kesinlikle bu değildi.

”Peki, biz neden O’ndan ayrıldık? Neden parça olduk? Bu yolculuk nedir? Nedir bütün bunlar? Anlamı ne her şeyin? Nereye gidiyoruz? Neden olduk?”

Tekrar kahkaha attı.

”Gülmeyin, rica ediyorum gülmeyin. Ben şu an anlamsal bir karmaşanın içerisindeyim.”

”Afedersiniz kardeş, fakat mazur görünüz, bütün bunların hepsi çok safiyane sorular.”

”Açıklayın o halde.”

”Elbette. Ulu Beyaz, en yüce varlıktır. En yüce varlık olarak her şeye hükmeder. Zaman zaman kendisinden minik parçalar koparır ki bunu yaparken canının acıdığına hiç şüphe yok. Var oluşumuzu Ulu Beyaz’ın fedakarlığına borçluyuz. Her neyse. Ne diyordum? Hah evet, Ulu Beyaz zaman zaman kendisinden minik parçalar koparır ki onlar da biz oluyoruz. Biz Ulu Beyaz’dan koptuk, çünkü her şeye hükmeden Ulu Beyaz’ın hükmettiklerini kolaçan etmesi gerekiyor. Hatırlarsın, kendisi epey büyük bir varlık. O büyüklüğüyle yolculuk edebilmesi mümkün değil. O yüzden kendisinden parçalar koparıyor ki yolculuk edebilelim. Biz Ulu Beyaz’dan olduğumuz için bizim gördüğümüz her şeyi o da görüyor. Bizim sayemizde Ulu Beyaz sorunsuz bir şekilde hükmediyor. Çok şanslıyız. Başka hiçbir canlı bu ayrıcalığa erişemezdi. Ne yukarıda uçanlar, ne de aşağıdaki yüzenler.”

Ben… Ben yok olmak istemiyorum! Yok mu bunun bir çaresi?

 

Anlattıkları çok saçmaydı. Akıl alır hiçbir yanı yoktu bütün bunların.

”Saçma olduğunu düşünüyorsun değil mi? Asıl senin düşündüklerin saçmaydı. Çünkü yalnızdın. Aklın karışıktı. Neyin ne olduğunu bilmiyordun. Kendin bir anlam bulmaya çalıştın ve bunda da ne yazık ki başarısız oldun kardeş. Ne şanslısın ki karşına ben çıktım. Bütün bu anlattıklarım geldiğim yerdeki Beyaz’lar arasında tamamen kabul gören, su götürmez gerçeklerdir.”

Haklı olabilir miydi? Kendimi bildim bileli sahip olduğum düşünce şeklimi bu yeni tanıştığım yabancı Beyaz’ın anlattıklarına dayanarak çöpe mi atmalıydım? Ona güvenmek ne kadar akıllıcaydı? O ne kadar biliyordu? Nasıl bu kadar emindi? Bir nedeni olmalıydı, değil mi? Sorgulamaksızın bunlara inanıyor ve rahatlıkla anlatabiliyorsa bir bildiği, bir dayanağı olmalıydı.

”Doğru mu söylüyorsun?”

”Elbette doğru söylüyorum. Bunların hepsi gerçek. Hatta şaşıracağın başka bir şey söyleyeyim. Nereye gittiğimizi sormuştun, değil mi? Kurtuluş’a gidiyoruz kardeş.”

”Kurtuluş mu?”

”Evet, Kurtuluş. Son zamanlarda güçsüzleştiğini hissediyorsun değil mi?”

”Evet! Evet, hissediyorum. Sürekli hem de! Her geçen gün zayıflıyormuşum gibi. Durduramıyorum da bu hissi. Korkuyorum.”

”Korkman çok normal. Kurtuluş’a yaklaştığının bir işareti bu. Ben de öyleyim. Aynı şeyleri ben de hissediyorum ve hepsi çok normal.”

”Neden normal? Kurtuluş dediğin nedir?”

”Bütün bunların sona ermesidir Kurtuluş.”

”Son… Sona ermek… Korkmuyor musunuz?”

”Elbette hayır. Çünkü son, görevimizi tamamladığımızın bir işaretidir.”

”Ama… Bu çok anlamsız.”

”Ne demek istiyorsunuz?”

”Biz öylece yok mu olacağız? Yaşadığım korkular, panikler, yalnızlıklar, hepsi anlamsız mıydı o zaman? Hepsi boşuna mıydı?”

”Elbette hayır! Bunu da nereden çıkardınız? Biz küçük, önemsiz beyazcıklarız. Ulu Beyaz’dır bize anlam veren.”

”Ben… Ben yok olmak istemiyorum! Yok mu bunun bir çaresi? Görmek istediğim çok şey var! Hissetmek, düşünmek istediğim çok şey var!”

”Sakin olun!”

Panik halini üstümden atamıyordum. İçimde, şu zapzayıf düşmüş içimde yukarıdaki maviliğin de zaman zaman hissettiğine şahit olduğum fırtınaları hissediyordum. Düşüncelerim fırtınalıydı. Afallamışlık hissi ile iyice sersemliyordum. İnanmak istemiyordum tüm bu anlattıklarına. Söyledikleri hem inanılmaz saçmaydı, hem de bütün sorularımı silip atacak kadar mantıklıydı.

”Kardeş”

Seslenmesiyle dikkatime güçlükle ona verdim.

”Senin karmaşanın nedeni kullandığın kelimede. Biz ‘yok’ olmayacağız. Ne sen, ne ben… Hiçbirimiz yok olmayacak.”

”O halde ne olacak bize?”

”Kurtuluş bir sondur. Son, bir ödüldür. Son, görevimizi tamamladığımızın bir işaretidir. Biz yok olmuyoruz, için rahat olsun.”

”Ne ödülü? Bize ne oluyor?”

”Ulu Beyaz’ın yanına dönüyoruz.”

Bu söylediğiyle içimdeki şaşkınlık, mutluluğa, teselliye karıştı. Ama düşüncelerim hemen teslim olamazdı. Emin olmalıydım.

”Yanına nasıl dönüyoruz? Ben geri döndüğümü hissetmiyorum ki.”

”İlahi, kardeş. Öyle bir dönme değil bu. Seni, düşüncelerini, hislerini, endişelerini, anılarını, gördüklerini yanına alıyor Ulu Beyaz. Bizi koparan O. Biz O’yduk. Ve yine O olacağız.”

Kendin bir anlam bulmaya çalıştın ve bunda da ne yazık ki başarısız oldun.

 

 

 

 

 

 

 

 

Artık savaşmak istemiyordum. Düşüncelerimin birbirine girmesini istemiyordum. Bir yararı yoktu. Öğrendiklerimin tarafını tutmak geldi içimden. Yalnız olmadığımı öğrenmiştim. Oluşumun boşuna olmadığını öğrenmiştim. Korkularımın yersiz olduğunu farketmiş, sorularımın cevabını almıştım. İrdelemeyecektim artık. Sorgulamaktan yorulmuştum. Bir Kurtuluş vardı. Her şey son bulacaktı. Bu kadar basitti. Hiçbir şey karmaşık değildi.

”Şimdi anladım” dedim neşe ile.

”Nihayet, aferin. Başka sorun kalmadı herhalde.”

”Hayır, kalmadı. Çok basitmiş aslında her şey.”

”Elbette kardeş, çok haklısın!”

Aşağıdaki maviliğin benden ufak bir parça daha alıp kopardığını hissettim. Küçülüyordum.

Fakat hiçbir önemi yoktu. Ben, mutluydum.

 

0 yorum
0 beğeni
Prev post: KENDİME YAZILARNext post: AHLAM

İlgili Yazılar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
2 months ago
2 months ago
2 months ago
2 months ago
2 months ago
2 months ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3