AKVARYUMDAKİ DAMAT

Koridordan koşarak geçti. “Geldi! Geldi!” diyerek salon pencerelerinden birine yanaşıp perdeyi araladı. Küçük kız, mutfak kapısından başını uzatarak takip etti genç kızı. El kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu Derya Ablası, dışarıda olduğunu düşündüğü sözlüsüne. Araladığı perdeden iki eliyle kalp işareti yaparak göğsünün üzerinde ileri geri götürüyordu ellerini. Komik buldu küçük kız bu sahneyi. Ailece seyrettikleri ‘Lorel ile Hardi’’ filmini hatırlatmıştı seyrettiği bu sözsüz iletişim. Kıkırdamadan edemedi.

Ne zaman onlara gitse, Derya Ablası hep bu haller içerisinde olurdu. Mesela aynanın karşısında, saçını toplarken ya da yıkadığı bulaşıkları kurularken hep şarkı mırıldanırdı:

“I love you, I love you

Do you love me?   

Yes, I do”     

Oturma odalarına yerleştirdikleri akvaryumun içindeki balıkları hayranlıkla izleyecek olsa, Derya Ablası hemen arkasında belirir, “Şu pembe küçük balık var ya. İşte o, benim. Şu uzunca zayıf balık da Taner Ağabeyin.” dedikten sonra yalandan sesine endişe verir, “Ah canım. Acıktın mı sen? Bekle, hemen mamanı veriyorum sana.” der ve yem atardı. 

Havlu kenarı için işlediği danteli göstermişti bir keresinde ona. ‘T’ harfini yerleştirmişti dantelin tam orta yerine. Sonra da ‘kimseye deme’ anlamında ince parmaklarını kalın dudaklarına götürüp göz kırpmıştı. Sanki diğerleri görmeyecek, diye geçirmişti içinden küçük kız. Kendisi küçüktü ama Derya Ablasının yaptığı bazı davranışları çocukça bulmadan da edemiyordu. Demek aşık olmak böyle bir şey. Büyük abla da olsan seni çocuklaştıran bir şey diye düşünmüştü. 

Omzuna bir el dokundu. Kafasını kaldırdı. Giydiği mutfak önlüğüyle Hülya Ablası, “Hadi ama. Ben seni bekliyorum. Puding sertleşmeden bisküvileri batırıp çıkaralım. Sen yardım etmezsen, çabuk bitmez. Annemler gelmeden yapalım. Geldiklerinde çayla yeriz.”

Pudingli bisküvi pastasını çok severdi küçük kız. Hülya Ablası, her gittiklerinde mutlaka yapmış olurdu. Bu sefer ev işleriyle de ilgilendiği için yetiştirememiş olacaktı ki bu zamana kalmıştı. Olur, anlamında başını salladı. Perde arkasından şimdi de ‘seni çok ama çok seviyorum’ anlamı çıkardığı, Derya Ablasının el kol hareketlerine tebessüm ederek mutfaktan içeri girdi.

***

“Hülya Abla”

“Efendim canım.”

“Derya Ablam, senden önce mi evlenecek?”

Sevenler kavuşsun isterim.
Ben henüz evlenecek birini
bulamadım.

 

Komşu kızının bu beklenmedik sorusu, genç kızı olduğu yere mıhlamıştı. Makul bir cevap vermek istediği için öten martı seslerini dinleyerek zaman kazanmaya çalıştı.

“Güzelim. Evlenmenin öncesi sonrası olmaz. Derya Ablanın benden küçük olması benden sonra evleneceği anlamına gelmez. Sen de fark etmişsindir, nasıl seviyor o çocuğu. Görmediği günler nasıl ağlıyor. Sevenler kavuşsun isterim. Ben henüz evlenecek birini bulamadım. Kardeşim bulmuşken bari o evlensin. Öyle değil mi?”

‘Öyle’ anlamında başıyla onayladı küçük kız. Yine de adil bulmadığı bir şey vardı. Ona göre, daha güzel ve akıllı olduğunu düşündüğü Hülya Ablası, kardeşinden daha önce evlenmeliydi. Derya Ablası dişlekti. Hatta o kadar dişlekti ki ön iki dişi yüzünden kalın dudakları kapanmıyordu. Üstelik kavanoz dibi kadar gözlükleri vardı. Aşırı zayıf vücuduna ne giyse Safinaz’dan fazlası olamıyordu. Hal böyleyken Derya Abla, Hülya Ablasından önce mi evlenecekti yani? Sahil boyunca elini sıkı sıkı tuttuğu Hülya Ablası için bu cidden sorun değil miydi? Üzülmezdi öyle mi?

I love you, I love you… Do
you love me? Yes, I do…

Binalarının giriş katındaki daire kapısının önüne geldiklerinde, içeriden Derya Ablasının sesi geliyordu. Vestiyer üstünde bulunan sabit telefonda sözlüsüyle konuşuyordu. Kapı açıldığında fısıltıyla, “I love you.” dedi ve telefonu kapattı. Diğer ikisi anlamamışlar gibi davranıp, tebessüm ettiler birbirlerine.

***

Okuldan geldiğinde kapıda Kamile Teyzesi, çıkmak üzereydi. Görünüşe göre yalnız gelmişti. Fark ettiği bir şey daha vardı. O da Kamile Teyzesinin ağlamış olduğuydu. Kapıdan çıkarken eliyle küçük kızın çenesini okşayıp,

“Hafta sonu annenle bize gelin. Tamam mı? Hülya Ablan senin için pudingli pasta yapsın.” Sesi titreyerek devam etti arkasından,

“Derya Ablan da evde artık. Belki üçünüz birlikte dondurma yemeye çıkarsınız.”

Bir şey anlamamıştı küçük kız. Yine de ‘tamam’ anlamında başıyla onay verdi. 

Akşam yemeğinde, annesi, babasına fısıldadı:

“Derya, kocasından ayrılmak istiyormuş. Meğer adam, evlendiği günden bu yana dövüyormuş kızcağızı.”

Derya Ablasının, yaklaşık iki yıl, aralarında sözlü kaldıktan sonra ailesini, onunla evlenmeye ikna ettiği genç adamı gözünün önüne getirdi küçük kız. Nikahlarına gitmişlerdi ailece. Saçının ön tarafı dökülmüş, ince boynunun taşımakta zorlandığı görüntüsü veren büyük kafası ve Derya Ablasının yanında tıknazca duruşuyla ona göre çok sevimsiz bir damattı. 

Hep topuz yaptığı sarı saçlarıyla Derya Ablasını düşündü arkasından. Büzülmüş dudakları arasından çıkan dişleri, kalın merceklerinin arkasında kalan küçülmüş, yaşlı gözleriyle hayal etti onu. Elleriyle, tek söz söylemeden sevdiği adama ‘Seni artık istemiyorum’  demeye çalıştığını da.  Ağırlaşan eli, kaşığı ağzına götürürken düşünmeden edemedi:

“Akvaryumda, ‘Taner Ağabeyin’ diye gösterdiği o balık. O balık, şimdi ne olacaktı?”

             

      

1 yorum
0 beğeni
Prev post: BİR AĞACA SARILMAK İSTESEYDİN, O HANGİ AĞAÇ OLURDU?Next post: FOTO NASİP \ FOTO MOULİN ROUGE

İlgili Yazılar

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
2 hours ago
1 day ago
3 days ago
4 days ago
5 days ago
6 days ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3