Şehrimin eski yıllarına ait bir fotoğrafı ne zaman görsem durur, sokaklarında kendimi ararım. Bir zamanlar yürüdüğüm o yollarda bir izimin kalmış olma ihtimali bile mutlu eder, tazeler beni. O parkın eski hali, havuz kenarında oturduğum zamanlar, salıncakta sallanan kardeşim, avucumda biriktirdiğim çekirdek kabukları, dudaklarımı kavuran tuz, yanıma neden su almadım pişmanlığı, imdada yetişen vanilyalı dondurma… Boyası soyulmuş bir köprü korkuluğuna bakıp onun ilk halini ve bu yaralarını tanıdığımı hatırlamak bile gülümsetir beni. Fotoğraf sonbaharı gösterse bile dört mevsimlik gezerim o görselin üzerinde. Karda üşür, yağmurda ıslanırım. Ihlamurların kokusunu içime çekip eskilerden bir şarkı mırıldanırım.
Her sokağın bir adı olduğu gibi bir hissi de vardır bende. Açıklayabileceğim bir şey değil bu. Ama o sokak pamuk şekerinden aldığım ilk ısırık gibi hissettirir mesela, fazla tatlı ama bekledikçe tekrarlamak istediğim bir ısırık. Başka bir cadde tarçın kokusudur benim için, ağzımın içi karıncalanır, aldığım ilk nefesle yutkunurum peşpeşe. Taze kahve kokusunu solumak, çifte kavrulmuş kuş lokumunu tatmak, fıstıklı drajeye kavuşmak gibi hissettiren sokaklarım vardır benim.
Yepyeni bir deftere yazdığım ilk kelime gibi, uçan balonumu kaçmasın diye bileğime bağlamışım gibi, donmuş parmak uçlarıma verdiğim sıcak nefes gibi, çam yapraklarından kolye yapmışım da son halkasını tamamlayamadan eve çağrılmışım gibi hissettiklerim… Başka ülkelerde benzer sokaklar gördüğümde önce hislerimi çağırmaları dikkatimi çeker sonra fiziksel benzerliklerine takılırım. Etrafımda bozacı bulma ihtimalim milyonda birken bile tarçın kokusuyla yutkunurum iste peş peşe.
Herkesin hislerini anımsama şekli başka başkadır ama ben mutlaka kokularda saklarım. Sonra kelimelere yüklerim kantar kantar manaları, kokuyu betimlemeye çalışırken kaybolurum sayfaların arasında. Hele şimdi sonbaharda yoluma aniden çıktıkça kestaneler; kokular, sokaklar ve anılar arasına sıkışmış kelimelerimle şehirler kurar, diyarlar dolaşırım. Jean-Baptiste gibi olmasa da kokudan şehirlerim var benim. Anılarım kokularla saklıdır. Hani geçmişe yolculuk için bir portal açılabilseydi eğer taşıtım mutlaka kokular olurdu.
Ne zaman şehrime benzeyen bir sokak görsem durur o anı içimde saklarım. Koşturmacanın ortasında dahi olsam ayıracak dakikalarım olur mutlaka. Sokağın ortasında durup başını sağa eğmiş, gözlerini kapayıp göğe çevirmiş, önce koklayıp sonra gülümseyerek gözlerini açan birini görürseniz bilin ki o benim.
Ne alakası var bunların bir dergi yazısıyla demeyin ne olur. Ben sayfaların arasında şehirler ararken; iki kelime arasına sıkışan hatıralarını arayanlar ‘şairler’, paragraftan paragrafa sıçrayıp zamanı eğip bükenler ‘yazarlardır’ ve yerleri elbette sayfalardır. Yaşamayan hissedemese de her hatıra, kokusuyla birlikte Konsol’da saklanır, unutmayın…
Keyifli okumalar

Yorumlar
GYBAfBjUlcaRjrqoqLeEXPbe
oGkagIcqxjpKrGmonUMiQJvM
Betül Dokumaci
Ne alakası var bunların bir dergi yazısıyla demeyin ne olur. Ben sayfaların arasında şehirler ararken; iki kelime arasına sıkışan hatıralarını arayanlar ‘şairler’, paragraftan paragrafa sıçrayıp […] DevamıNe alakası var bunların bir dergi yazısıyla demeyin ne olur. Ben sayfaların arasında şehirler ararken; iki kelime arasına sıkışan hatıralarını arayanlar ‘şairler’, paragraftan paragrafa sıçrayıp zamanı eğip bükenler ‘yazarlardır’ ve yerleri elbette sayfalardır. Yaşamayan hissedemese de her hatıra, kokusuyla birlikte Konsol’da saklanır, unutmayın… Yazınız, kalbinizin kalem ucundan süzülüp sayfalara dökülen bir hasbihal gibi öylesine latif, öylesine içten olmuş ki… Emeğinize sağlık. Okurken kulağıma bir türkü ilişti: ‘Şu karşıki dağda kar var, duman yok…’ Ve sonunda, ‘Süremedim lavantayı, konsola koydum.’ der gibi bir tat bıraktı gönlümde.” Daha Az Oku