SEN

“Hissetmezsem yazamam!”

Kalemi tutuşturacaksın elime ve müsaade edeceksin bana, eğer gizemi uzak tutmayı başarabilirsen kalemden. Zor da olsa deneyeceksin; ‘Bir insan olarak kim olduğunu’ anlatmayı.

Zorlanacak mıyım? Elbette. Ne vakit beni çağırmışsan bilirim ki yine bir yolculuk var o müthiş âleme. Döndükten sonra fısıltılarını dökmemi arzu edersin, sabırsızca. Ah be Kalem Tutan, neden hep bu acele? Oysa ki bilmektesin; muhayyilenin, ilmin ve sanatın öyle bir çırpıda dökülemediğini satırlara. Tabii ki yolculuk kolay olmayacak ve olmadı da. Öyle hemen kelamın ve kalemin kolunu kanadını da kırmamalısın. Biraz daha sükûnet ve nihayet dökülecek toprağından sızanların. Gel otur şöyle yanıma, önce samimiyetle hissedeceğiz birlikte; “Ne ve Kim?” olduğunu. Ardından özdeş bir samimiyetle dile gelecek kalemin.

Bu sorguyla cebelleşmeye başlayışının uzun bir geçmişi var aslında. Özdeş ruhun olarak diyebilirim ki; vazgeçememiş isen kalemden halâ, kelamının onda dokuzunu bu sorunun cevabını aramak için sarf etmendir müsebbip. Söylenmedik, keşfedilmedik, gidilmedik yer kalmamışken o müthiş âlemde, ne diye halâ kendini satırların başucunda bulduğunu sorgulayıp, vazgeçememenin bir ‘özür’ olduğu zannına kapılıyordun. Ancak uzunca bir süre önce farkına varmıştın; ‘İnsanlık, gri ve kasvetli bir bilinç bulanıklığının pençesindeydi. Varlık devam ettiği sürece, insanlık bu bulanıklığın pençesinde olmaya devam edecekti. Öyle ise insan kalbinin kendisiyle olan çatışması, yazılmaya değer tek şey gibi görünüyordu sana.’ Ve zor da olsa devam ettin…

Böyle bir soruyla muhatap olanların çoğu, kendilerinin toplumsal rollerini dillendirerek yanıtlarlar bu soruyu. Doğal bir eğilim ile kim olduklarını değil, ne olduklarını söyleyerek cevap verirler genellikle. Sizin kim olduğunuzun yanıtı ise deneyimlerinizin ardından kimliğinizde yerini alan izlerdir. Benim ilgilendiğim ise bu sorunun ikinci kısmıdır aslında; “Bir insan olarak senin kim olduğun?”

Nesin Sen?

Sarsılan aidiyet duygunla, kimlik kargaşasından kurtulmanın mücadelesini vermektesin. Dinginliği, sükûneti baş tacı olarak kabul edersin. Yüzyıllık Yalnızlığın yazarını ve üslubunu oldukça gizemli bulup, onun kendi dünyasını korumak için seçtiği Yaşam Üslubunun huzurunda hürmetle eğilirsin. Kâinatı okuyabilmen için yolun önce kendini okumaktan geçtiğini fark edenlerdensin.

‘O halde bir insan olarak Kimsin Sen?’

‘Mağaradakilerin’ dışına çıkmaya cesaret bulmuşların, ‘riski’ göğsünde bir madalya gibi taşımayı bilmişlerin sorgusuydu bu. Böyle ağır bir sorgunun altından çıkmaya çalışıyordun sen de milyarlarcasının daha buralardan geçtiğini bilerek. Özdeş ruhun olarak yıllardır seninleydim, seni dinlemekteydim. Teşebbüslerinin ardından, pek çok yol, kavram ve düşünce çıktı karşına. Ama ne olursa olsun hiç vazgeçmedin zihnine ve ruhuna kazınmış bu idealden: “İnsanın yalnızca kendisini ve kendisi gibi olanı sevmekten vazgeçmesi gerekir. Kim ki yalnızca bir kişiyi sever, aslında hiç kimseyi sevmiyordur.”

Kâinatı okuyabilmek için önce kendini okumalısın.

 

Sen yolculuğunda varlığının ardından giderken, ben de seninle birlikte adım adım ilerliyordum. Düşünüyordum, neydi asıl aradığın? Neden bu zorluğa meyilliydin? “Hakikat!” Ama nasıl? “Ne yapıp edip yolu kısaltmalı, hakikatle arandaki mesafeyi her adımında biraz daha azaltabilmeliydin. En yalın haliyle, kendi haliyle, kendi dilinden dinlemeliydin onu.” Hangisiyle yola devam etmeliydin ‘hakikati’ kavrayabilmek, tanımak ve bilmek için kendini? Akledenlerin yolundan mı, muhayyilenin gücüne inananların yolundan mı gidecektin? Ya da buna yeltenmemeli miydin? Ancak gittiğin yol, anlamaya çabaladığın yolculukta, her an savrulabileceğini, her an hırpalanabileceğini ve vazgeçebilme ihtimalini düşündürüyordu. Seni yolundan, yolculuğundan ve ‘kendini tanıma gayretinden’ alıkoyacak öyle çok engel vardı ki. Kimi senden gelen kimi de ötekilerden. Zor bir teşebbüstü seninki ve her an tökezlemeye, hüzün kuyularına gark olmaya müsaitti seçtiğin yol.

Biliyordun zor olacağını. Ama elinden ne gelir, bu zorluğun çekimindeydin ve o olmadan uğraşsız, meşgalesiz kalacağın evhamı yiyip bitiriyordu seni. Sık sık mırıldandığın bir şey vardı, şiir gibi bir şey; “Ne zor, zor olan her şey… İnsan olan bir yüreğin altına elini kor, ama insan olmak çok zor… ’Yaşama Gayretindi’ bu, onu öylece sahiplenmiş ve el vermiştin yoluna-yolculuğuna, kolay kolay talip olunmak istenmeyene.

Dilini ve manasını çözebilmek için Yolculuğun; kâh denizkızı, kara at, kâh ebemkuşağı olurdun. Dolunaya, kuzey yıldızına ve altın ağacına türküler yakardın. Güneşe seslenmişliğin, bir kuşa dönüşmüşlüğün, Tek Gözlü Devin masalında onunla çarpışmışlığın da vardı bu arada. Bir gün rahm-ı maderden zorla sökülüp alınan bir can olduğunu anımsıyorum, umudunun ne denli kırıldığını da. Ne çok ağlamıştın öteki sökülüp atılanlar için.

Okuduklarında kelamın kolay kolay kendisini ele vermemesini beklerdin. Açık ve dümdüz üsluplar celp edemezdi hayran nazarlarını. Gizemin, esrarın müdavimiydin ve bu nedenle cümlelerin böylesiyle cebelleşmeye meftundun. Aynı üslup, seni çırağı olduğun Kalem ile olan arkadaşlığında da yalnız bırakmadı. Kim bilir belki de bilinmekten ürktün, apaçık yazmaktan – konuşmaktan ve böylece yöneldin bu üsluba.

En karanlık, en saklanılabilir olan yerlerin müdavimiydin. Bazen saklanıyordun hayal kırıklığını arttıran tüm ‘Hayatzedelerden.’ Ne zaman uslanacağız ve akıllanacağız biz diyor ve dâhil olduğun ‘Yeryüzü Yaşayıcılarının’ arasında olmaktan utanıyordun. Asırlardır devam eden hataların neden hala tekrar edildiğini anlamak en müşkül olanlardandı ama durmadan didikliyordun bu zorluğu: ‘Neden!’

Ölüme mahsus olanı yaparak, sessizce ve huzur içinde ölebilmeyi diliyordun ‘Yaşam Gayretinden’ yorulduğunu hissettiğin anlarda. Bazen de çocukça bir coşkuya kapıldığını görürdüm, seninle şenlenirdi günlerim; hüznünü ve kırgınlığını hatırlatan her şeyden kaçardın, istikbalin boynunu bükmemek için.

Asırlardır devam eden hataların neden hala tekrar edildiğini anlamak en müşkül olanlardandı…

 

Ömrün boyunca dâhil olacağın bir tebaanın vatandaşlarındandın: ‘Uyumsuzlarındandın.’ Böyle olmanın ve böyle yaşamaya çalışmanın kolay olduğunu kimse söylememişti oysa. Kederle dip dibe, hüzünle kucak kucağa, yalnızlığa müptela ve nereden kaynayıp geldiğini çözemediğin bir öfkeyle omuz omuza… Yanını yöresini, sınırlarını ve ötesini tanımaya çalıştığın bu ülkenin ‘Uyumsuzlarının’ eserlerini, hallaç pamuğu gibi didikleyip durdun, aksini söyleyen var mıdır, diye. Yoktu aradığın ve bulmak istediğin cevaplar!

Hayatı, yaşamı ve varlığını bu denli kurcalamak sana göre akıl kârı değildi belki de: “Aklı başında insanın harcı değil bu iş! Karışmalıyım ben de kalabalıklar içine, herkes gibi yaşayıp herkes gibi ölmeliyim, öylesine. İçeride kalmayı seçenlerin eylemlerine karışmalı benim hayatım da.” Haklı olabilir miydin? Neye hakkın var veya yoktu emin olmanın iyice çetrefilleştiği zamanlarda, bir fısıltı çığlığa dönüşerek yükseliyordu bilincinin en üst katmanlarına doğru: ‘Kolay olan ne var ki? Hakikatin anlamına eremesem de, en azından yaşarım hakikate talip bir aciz gibi!’

Kulak verir misin bana özdeş ruhum; her daim deneyecek, denemekten vazgeçmeyecek, yine de ‘Hakikate’ erişemeyeceksin. Elinden geleni yapacaksın, nefesin yettiğince. Yine de izin vermeyecek ve perdenin ardındakileri göremeyeceksin. Olsun ne fark eder ki, sen hali hazırda bir talipsin. Umursamayacak ve yoluna devam edeceksin. O ise, uzun gündönümlerinin ardından, sadece ayaklarına kapanabileceğin kadarıyla kendisine yaklaşmana ses çıkarmayacak. Senin temkinin değil, telvinin çocuğu olduğunun farkında olan ‘Hakikat’, nazar etmene değil, coşkun hayretine mukabil, küçük bir armağan takdim edecek sana; içinde secde olan.

Bir insan olarak; hakikat ardında dolanıp durmakla iftihar edeceksin.

Sen Kim misin?

Ömrü içine sığmış bir Nefessin.

Ve Sen; Yaşam Üslubun, Gayretinsin.

 

 

 

 

 

0 yorum
1 beğeni
Prev post: HANZALANext post: YERSİZ YURTSUZ

İlgili Yazılar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
4 weeks ago
4 weeks ago
4 weeks ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3