“Yok bana bu cihanda bir yer
Bana bu cihanda bir yer
Şu koca cihanda yoktur aman…”
Çocukluğundan itibaren korunmaya muhtaçtır insan. İlk nefesinden son nefesine dek sığınacak güvenli bir liman arar; bazen bir anne kucağında, bazen samimi bir bakışta, bazen de sade bir sessizliğin içinde… Hoş, yaşın kaç olursa olsun değişmez ki bu arayış. Belki ebediyete duyulan özlemden belki de varlığın kırılganlığını kabullenemeyiştendir, kim bilir? Eğer bir çocuk, canı yandığında annesinin şefkatli sinesine sığınamadıysa kaç yaşına gelirse gelsin hiçbir yere sığamaz.
Yersiz, yurtsuz ve sessiz…
Gün gelir, insan büyür ve gerçeklerle yüzleşir. Güven duygusunun sarsıldığı deneyimlerin süzgecinden geçer bir bir. Artık kendisini güvende hissedebileceği bir yuvasının olmadığı hissiyle yüzleşir. Dost bildikleri sırt çevirmiş, yalnızlık hissi iliklerine kadar işlemiştir.
Keşfetme heyecanı sönmüş, bağlanmaktan korkmaya başlamış hatta çok sevdiği o uzun yürüyüşleri bile bırakmıştır.

Evi sandığı korku odalarına kendisini hapsetmeye başlamış, hayatı evinin oturma odasıyla mutfağı arasında sıkışıp kalmıştır. Bir müddet sonra yaşadığı evin duvarları üstüne üstüne gelmeye, kendisini yersiz yurtsuz hissetmeye başlar.
“Daimidir sürgünüm
Hasret benim ocağım
Gurbet benim evimdir…”
Alıştığı dünyayı kaybetmek, gücünü yitirdiğini ve desteklenmediğini görmek korkutucudur. İşte tam da bu hâl, insanı “yuva” hissini yeniden bulma arayışına iter. Belki de yaşadığı tüm yoksunluklar, aslına dönüş yolculuğunun birer başlangıcıdır.
Kayıp Ev, Kayıp Ruh
Hele bir de çok büyük bir ayrılık yaşadıysa uzun süre duyduğu sıcaklığın yerini alan buz gibi soğukluk daha da korkutucu hâle gelir. Ayaklarının altından zeminin kaydığını görmek tam da bu olsa gerek. Sürgündedir artık. Hasret ve gurbet, sırt sırta vermiş iki dost gibidir onun için. Yaşamının her alanında huzur ve güven hissini kaybeden insan için yaşadığı ev de yuvası olmaktan çıkar artık. Kederi korkularına dönüşür.
Ya evini kaybeden insan, ruhunun sığınacağı gerçek yuvasını da kaybederse?
Kendi Hapishanesini İnşa Eden İnsan
“Deva değil dert oldum
Gül değil diken oldum
Canan iken el oldum…”
Ya evini kaybeden insan, ruhunun sığınacağı gerçek yuvasını da kaybederse? Tüm yaşanmışlıklarını, gözyaşlarını, mutluluklarını, değerlerini, sevdiği şarkıları, kitapları, gezdiği mekânları… Yokluğu öğrenmiştir artık. Bu his, benliğini öyle bir sarar ki sevdiklerini farkında olmadan kendisinden uzaklaştırır. Etrafına koca duvarlar örer, nefes almakta zorlanır. Yalnızlık başta iyi hissettirse de zamanla kendi bedeni bile yük olmaya başlar ve kendisinden uzaklaşır.
“Yok bana bu cihanda bir yâr
Bana bu cihanda bir yâr
Şu koca cihanda yoktur aman…”
Sevmeyi öğrenememiş, sevgiliden mahrum kalmıştır. Aslında kendi elleriyle kendi hapishanesini yapan, mezarını kazıp sonunu hazırlayan insan için ne hazindir bu hayat. Gurbettedir her hâliyle. Evi de tam bir yas evi… O yüzden bitmez ne çilesi ne de hüznü.
Toprağa Değmeden Önce
…Ama insan, ölümlü olduğunu unutmayı seçer.
“İnsan hiç değişmez ki
Derdi gücü hep yalan
Gözü doyar toprakla…”
Binlerce yıldır değişmeyen, derdi gücü yalan olan insanın arayışını bitiren sadece bir avuç topraktır. Hâlbuki değişim ve dönüşümü için arayışa girse, kontrol edemediğini sandığı şeyin aslında acının ta kendisi olduğunu görebilse… Kırılmayı bıraksa, el frenini bir çekse; özgürleşmenin hazzı ile yuvasına dönmenin huzur ve tatminiyle dolacaktır belki de. Ama insan, ölümlü olduğunu unutmayı seçer.
“Gezdim tozdum saz ile
Derdim dedim gam ile
Dinlemedin sen bile…”
Oysa bütün mesele iyileşmek değil, değişim ve dönüşümle yaşamayı öğrenmektir.
Ve Dönüş…
İnsan, her yerde annesini hisseder. Kendisi olmayı öğrendiği gün; sözcüklerin, korkuların, aşkların, özlemlerin, huzurun, mutluluğun, hatta şarkıların… Her şeyin ama her şeyin kendi içinde olduğunu fark eder. Ve o gün, perdeler bir bir aralanır. Yeni isimler, yeni sözcükler, yeni anlamlar buluşur, tesellinin kendisi olur insan. Doğaya yeniden karışır, kaybettikleri ise başka surette geri döner bir gün.
Kusurlarım mı? Onlar benim imzam…
“O koskoca, kaosla dolu dünya… Her şeye rağmen bize evimizdeymişiz hissini verir mi bir gün, bilemem.” Ama bildiğim tek şey: Dünyanın ağrısı çok.. ve tek bir hayatım var.
Kusurlarım mı? Onlar benim imzam. Anlamı dışarıda aramayı bıraktığım, kendi içimdeki anlamı öğrendiğim gün yuvama, yani aslıma dönmüş olmanın hazzını iliklerime kadar yaşayacağım.
“Yok Bana Bu Cihanda” şarkısını sizinle paylaşmamızı mümkün kılan değerli müzisyen @mayaperest e, Konsol Edebiyat ekibi olarak gönülden teşekkür ederiz.

Yorumlar
Nevin filiz
Kiymetli bir dostun yazdığı satirlarda bulduğum kendi arayışımı bu kadar güzel dile getiren Yazar Nuran Gülesin'e sevgi selamlarımla...