On altı zemherinin kireçlenmiş tortusu bu,
Tebeşir tozundan kaleler kurduk, zihin labirentlerinde.
Gerçeklik; haritanın yırtıldığı o ilk dikiş izi,
Bizse birer kurgu bekçisiyiz, kendi hicretimizde.
Bilyeler dağılıyor zamansız bir boşluğun rahmetine,
Sırayı bozan çocuk değil, varlığın o sağır ritmi.
Kırmızıyı vurduğunda sarsılan arzın damarları mı?
Hayır, sadece bir algı mühürlendi, bitti ilüzyonun hükmü.
Kilometre taşları; ruhun gurbetindeki o dilsiz kitabeler,
Aşamayı belirleyen biz değiliz, o kuyuya atılan sızı…
Kendi ufkuna gardiyan olan, bir gülüşle devrilir,
Kendi iç temsillerini hakikat sanan o mağrur yazı.
Belleğin mahzeninde bir “becerikli durum” avunması,
Kötü dediğin, sadece gölgenin ışığa olan kadim küskünlüğü.
İncinmemek; kalbin o latif infisâlinde gizli,
Algıların bittiği yerde başlar asıl şahitlik;
On altı yıllık bir sessizliğin, bir haritayı yakış günü.
