HAYATIN AMACI MUTLULUK MUDUR? 

Sosyal Medya Çağında Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir Deneme

Uzun yıllar reklamlarda, televizyon programlarında, yakın zamanda da sosyal medyada en sık karşılaştığımız duygu, mutluluk. Mutluluğu bulmanın yolları, mutluluğa açılan kapı, mutlu olmak için yapmamız gereken beş şey, mutluluğu paylaşmak, eskisi kadar mutlu olmak vb. Örnekleri çoğaltabileceğimiz bir söylemin parçası bu duygu. Neden bir çok duygumuz varken, diğerlerini yok sayıp sadece mutlu olmaya çalışıyoruz? Neden keyifli de olamıyoruz? Neden sakin kalamıyoruz?

Kabaca, bir durum ya da olayın insanların iç dünyasında uyandırdığı karmaşık tepkilere duygu diyoruz. Bu basit tanımdan yola çıkarsak, insan hayatının tümünün sadece mutluluktan ibaret olması düşünülebilir ve makul bir şey mi?

Mutluluğun peşinden koşulması gereken bir şey olduğu yalanı, bizi gerçek dünyanın tüm verilerini yanlış işlemeye yönlendirir. Çünkü sistemimizi diğer tüm verileri reddetmekle, görmezden gelmekle manipüle ederiz. Beynimizde limbik sistem adında bir sistem var ve dört bileşenden oluşuyor: Talamus-Amigdala-Hipokampus-Hipotalamus. Bu bileşenlerden talamusta fiziksel duyularımızın aktarımı gerçekleşiyor; amigdala, tehlike algılama işlevi görüyor ve hayatta kalmamız için tepkiler ortaya koymamızı sağlıyor. Hipokampus, beynimizin hafıza merkezi ve kısa süreli belleğimizin uzun süreli belleğe dönüştürülmesine katkı sağlayan bir bölüm. Elbette hafızamız, duyguların oluşmasında etkin rol oynuyor. (Neden anda kalmamalıyız?) Hipotalamus da otonom sinir sistemini ve hormonları düzenleyen bir yapı, aynı zamanda “savaş ya da kaç” tepkisi için gerekli hormonların salgılandığı bölüm olarak biliniyor.

Günümüzde mutluluğun dokunulmazlığı var.

 

Beynimiz, hayatta kalmaya devam edebilmek için fiziksel ve duygusal bazı şartları yerine getirmeye çalışırken, biz bu sistemi sadece tek bir duygunun peşinde koşmaya ikna etmeye çalışıyoruz. Elimizdeki mercek tek bir duygunun çerçevesi ile olunca da hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Hayatımıza sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için mutluluğun da yaşadığımız duygulardan sadece bir tanesi olduğunu kabul edip korku gibi, öfke gibi, neşe gibi, dostluk, sakinlik, kıskançlık gibi bir duygu olduğunu kavramamız gerekiyor. ‘Mutluysan başarılısın, mutsuzsan bir şeyleri yanlış yapıyorsun’ fikri gerçeklikten tamamen uzak ve bu sebeple de duygusal gerçekliği baskılama yönünde bir davranış ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Bu açıdan bakıldığında, olumsuz duyguların bastırılması ve yok sayılması da ‘mutluysan başarılısın’ fikrinin bir sonucu. Elbette öfkeden deliye dönüp etrafı yakıp yıkalım demiyoruz ya da korkularımızın esiri olup hayatı bu pencereden oturarak izleme taraftarı değiliz. Zaten sağlıklı bir insanı, tek bir duyguyu yaşarken düşünemeyiz. Yaşadığı sıkıntılar sebebiyle, depresyona girmiş, sürekli geçmişi düşünen ya da geleceğe yönelik düşüncelerini kendi iç dünyasına ve yaşadığı an’a çeviremeyen, kaygı dolu insanlar şu anda konumuz içinde değiller. Çünkü psikolojik rahatsızlıklar, profesyonellerce desteklenerek, kişinin duygu durumu düzene sokulmalıdır, bunda hemfikiriz. Öfke sorunu yaşayan birinin, öfke problemi olduğunu konuşabiliyoruz, ancak mutluluğa kafayı takmış birini gördüğümüzde aynı açıklıkta bunun bir sorun olduğunu konuşamıyoruz. Çünkü günümüzde mutluluğun dokunulmazlığı var. Sosyal medyada da pompalanan ve insanı dopamin bağımlısı haline getiren bu düşünceler, temelinde bizi, sonunu bulamayacağımız ve anlamını bilmediğimiz bir yolun başına getirip bırakıyor. Ne yola çıkabilecek halimiz var, ne de olduğumuz yerde kalmaya yetecek gücümüz.

Olumsuz olarak ifade edilen duyguların bastırılması aslında duygusal okur-yazarlığın zayıf olmasından kaynaklı. Sosyal medya kullanıcılarını bir toplum olarak ele alırsak, bu zayıflık sebebiyle “iyiymiş gibi” davranan insanların çoğalmasına şahit oluyoruz. Çünkü bu insanlar korku, öfke, üzüntü gibi duygularını paylaşmayı da yaşamayı da zayıflık olarak görüyor.

Tüketim kültürünün küreselleşmesi ile birlikte, tatilde gülümseyen insanlar, marka ürünler kullanan, ultra zengin insanların mutluluk ve para içinde yüzüyor oluşu, izleyiciyi tüketim kültürünün bir parçası haline getirirken, bunu mutluluk maskesi ile yaptığı için, temelindeki amacı kavrayamıyor, hayali bir mutluluğun gelmesini bekliyoruz. Satın alırsan, tüketirsen, harcarsan, mutlu olabilirsin gibi.

Duygular, varoluşumuzu devam ettirmeye yardımcı bileşenlerdir.

 

Sosyal medya, insanların kendi hayatlarını, istedikleri kadarıyla bize sundukları bir platform. Aslında orada gördüğümüz kişi, hayatının tamamını bizimle paylaşmıyor. Biz paylaştıklarının tamamına bakarak, hayatı hakkında %100 bilgi ediniyormuşuz hissine kapılıyoruz. Doğru mu? Hayır. Yalnızca, en iyi anlarını paylaşan, sadece mutlu olduğu anları gördüğümüz insanların filtreli benlik algılarına bakarak, ‘herkes mutlu bir tek ben mutlu değilim’ düşüncesine kapılabiliyoruz. Gerçek dünyada ise korku, stres, kaygı, üzüntü, haz, mutluluk, kendini gerçekleştirmiş hissetme gibi bir çok duygunun var olduğunu gözden kaçırıyoruz. Ağlarken video paylaşan birini gördüğümüzde, “yeteri kadar üzgün” olmadığı için üzüntülü anınını paylaşma gücü bulduğunu düşünüyoruz. Demek ki, mutluluğunu paylaşan herkes için de “yeteri kadar mutlu” olmadığı düşüncesini kabul edebiliriz. Duygulara yapılan bu ayrımcılığın, mutluluğun hayatın tek amacı olması yalanının karşısında durmak için yeterli argümanımız olduğu kanaatindeyim.

Belki de duyguların negatif ve pozitif olarak adlandırılmasıyla başlayan sürecin bir parçasıdır tüm bu başıboşluk. Duygularımızın asıl amacı, hayatta kalmamıza ve uyum sağlamamıza yardımcı olmaktır aslında. Ne tehlikelidir, ne faydalıdır; ne iyi, ne kötüdür… Duygular, varoluşumuzu devam ettirmeye yardımcı bileşenlerdir. Hal böyle olunca, bizi tehlikelerden koruyan korku için, sınırlarımızı savunmamıza yardım eden öfke için, kayıpları kabullenmemizi sağlayan üzüntü için, olası bir tehlikeyi önceden hissedebilme halimiz kaygı için (örnekleri çoğaltabiliriz) negatif demek haksızlık değil mi? Biz var olma mücadelemiz içinde, tüm hislerimizle bir bütünüz. Yolumuzu kaybetmemize sebep olan tüm yapay platformların ve zekaların da karşısındayız. Dehşet, ilgi, neşe, özlem, hüzün, öfke, korku, beceriksizlik, can sıkıntısı, hayranlık, eğlenme, kaygı vb. Hepsinden bizde bir parça var. Biz tüm bunlarla yoğrulan Adem evlatlarıyız. Yazılımımızı, tek bir duyguya ve buna bağlı olarak kısıtlı bir dünya görüşüne indirgemeye gerek yok. Aksini söyleyenler çok olsa da…

0 yorum
0 beğeni
Prev post: HARİTANIN İNFİSÂLİNext post: DİJİTAL ANESTEZİ

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3