SON SUFLÖR

O zamanlar gençtim, başımda sisli hayaller gezerdi. Her konuşanda keramet arar, her susanı hakikat bilirdim. İnsan bilmediğinin meraklısı olur. Meraklıydım tabi, kalabalıklara meraklıydım. Sahne ışıkları gözümü boyardı, insanların kahkahası ruhumu gıdıklardı, alkış sesleri kibrimi okşardı. Ama gene de sahneye çıkma gafletine düşmezdim. Oyuncular yüzlerinde boya, ellerinde kağıtlar, üstlerinde birbirinden şık ve pahalı kıyafetlerle milyonların önüne çıkarlar, ben de bir köşede onları izlerdim. Sözünü unutan oldu mu ufak bir sufle verir, oyun bitene kadar susar beklerdim. Ya cahildim ya da korkaktım. İnsan hiç mi sahneye çıkmaz? Çıkmadım, çıkana da gıptayla baktım.

Senelerdir oyuncularla vakit geçirdim, lâkin ne adımı ne de sanımı bilirler. Suflör derler. “Suflör, neredesin? Suflör oku şurayı, suflör ses ver.” Ülkede benim gibi suflör olan kalmadı, geçen yıllar içinde hepsi gitti. Ya öldüler ya emekli oldular. Son suflörüm; perdenin arkası da benim, yüzüne bakılmayan adam da.

İnsan bilmediğinin meraklısı olur.

 

Adımı merak eden çıkar mı derseniz, sanmam. Arkadaşlarım tenezzül etmemiş siz niye edeceksiniz? Siz de suflör deyin. Küçükken, annem kızdı mı, perdenin arkasına saklanırdım. Elinde terlikle beni bulamayınca gerisin geri giderdi annem. Hiçbir zaman perdenin arkasına bakmak aklına gelmedi. O gün bugündür perdenin arkasındayım. Kızacak anne kalmadı, terlik desen eskidi gitti. Perdeler de inceldi, eskisi gibi saklamıyorlar.

Babamın bir kalemi vardı. Parlak siyah, kalın, mürekkebinden asalet akan bir kalemdi. Babam kalemi alır, kağıda bir şeyler karalar, “oku bakalım” derdi. Okumaya başladın mı yazı karalar bağlardı. Kelimeler harf harf bölünür, cümleler ters dönerdi. Akordu bozuk kemana dönen yazı, babamın “oğlum kısacık metni mevta ettin” demesiyle biterdi. Öğretmenler koro yaparken sıranın arkasına alırdı, şarkı söylerken titriyor, sesim çıkmıyormuş. Zamanla ben de arkalarda olmaya alıştım, sıranın arkasına geçer, derslerde öğretmenler tahtaya kaldırmasın diye sıranın altına girerdim.

Böyle gelmiş böyle gider diyordum, ta ki birkaç ay öncesine kadar… Heves ettim, sahneye çıkacağım. Nedendir bilmem, ışıklar gözlerimi boyuyor, bir de o alkış sesi yok mu? Ah o alkış sesleri… Duydun mu sahneye çıkıp selam veresim geliyor. Ya hu senin neyine sahne diyorsunuz değil mi? Öyle demeyin insan bazen körü körüne bir hayalin peşinden gitmek istiyor. Kaç gecedir kostümlere bakıp iç geçiriyorum, zannedersin terziyim. Terzi bile kıyafetlerine benim kadar bakmamıştır. Metinlerini masaya bıraktıkları anda aç kurt gibi kağıtlarının başına çöküyorum. Onlar gezme derdinde, bense sahne derdindeyim. Neyse ki halimi sizden başka kimse bilmiyor, aman siz de söylemeyin. Maazallah işimden olurum.

İnsan bazen körü körüne bir hayalin peşinden gitmek istiyor.

 

Geçen akşam bir oyun vardı. Hiç böyle oyuna denk gelmemiştim. Enfes bir oyundu. Adamın birisi senelerdir deliymiş. Adam bir gün doktora gidiyor ve doktor sayesinde iyileşiyor. Akıllı oluyor ama kimse onu dinlemiyor. Adam bakıyor ki kimse akıllı olduğuna sevinmiyor, en iyisi deli taklidi yapayım diyor ve başlıyor deli taklidi yapmaya. Etrafındaki insanlar onun deli olmasına çok seviniyor, eskisi gibi o zaten deli diyerek her şeyi yanında konuşuyorlar. Adam etrafındaki herkesin gerçek yüzünü öğreniyor ve bir gün kimseye bir şey söylemeden gidiyor. Keşke ben de oynasaydım, böyle oyunlar her zaman gelmiyor. Bizim oyuncular hep ismini telaffuz etmekte zorlandığım, tuhaf oyunlar oynamak istiyor.

Sıradan olan şeylere fazla anlam yüklemiş, kendimi layık görmemişim.

 

Bu akşam da o oyunlardan bir tanesi var. İçerisi dopdolu, kahkahalar havada uçuşuyor. Acaba ben de oynasaydım beni de böyle izlerler miydi? Ben düşüncelere dalmışken bizim sahte komedyen oyuncu sahnede bayıldı. İçeride birden ‘aaaa’ sesleri yükseldi. Ne yaptılarsa adamı uyandıramadılar. Meğer saatlerdir hiçbir şey yememiş. Hemen arka odaya aldılar. Sahne boş kaldı, oyun devam etmek zorunda yoksa biletler yanacak. Bir anda gözler bana döndü. Sahneye çıkmak demek bugüne kısmetmiş.

Hemen bir çırpıda üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim. Adamın kıyafetleri biraz dar gelse de idare ederdi. Sahneye çıktığımda bütün gözler üzerimdeydi. Kalabalıktan “kim bu adam” sesleri yükseliyordu. Yeni oyuncunuz dememek için dilimi ısırdım, daha oynamadan kendimi oyuncu ilan ettim.

Başlarda iyi gittim, oyuncu arkadaşım da şaşırdı. Ama sonrası felaketti, doğaçlama yapayım derken saçmaladım. Saçmaladıkça sessizleştim. Ona rağmen oyundan çıkan olmadı. Salon oyun bitene kadar doluydu. Oyun bitip selam verdiğimizde içime bir sıkıntı çöktü. Mutlu değildim. Mutlu olmam gerekiyordu, aylardır bunu istemiştim. Kalabalığa baktım, meğer kalabalıkları, ışıkları ve alkışları gözümde çok büyütmüşüm. Normal, hatta sıradan olan şeylere fazla anlam yüklemiş, kendimi layık görmemişim.

Son suflör senin yerin burası değil. Sahnenin arkası da değil. Haydi sahneden in, ışıkları kapat kostümünü çıkart. Bir daha perdelerin arkasına geçme. Suflör olarak geldin, suflör olarak ölme.

0 yorum
0 beğeni
Prev post: Ben Otuz Sekiz Sen Kırk ÜçNext post: SEVDASERİ

İlgili Yazılar

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv
Kategoriler
En Son Yazılar

Aylık Ücretsiz Dijital Dergimize Abone Olmak İster Misiniz?

Yazının Yayınlanmasını İster Misin?
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
1 month ago
  • Halitus
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Halitus.mp3
  • Souffle
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Souffle.mp3
  • Moya-Alitu
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2025/10/Moya-Alitu.mp3
  • Napas
  • Mercan Dede
  • https://konsoledebiyat.com/wp-content/uploads/2024/11/Konsol-Edebiyat-Website-Fon-2-1.mp3