İnsanın içinde çalan arka fonlar olmalı. Hayatına renk katan, yaşama sevincini hep uyanık tutan, düştüğünde kaldıran, uçtuğunda konacağı dalı hatırlatan. Ezgiler değişmeli arada. Mutluluğa eşlik eden yeri geldiğinde hüzne bırakabilmeli yerini. Ayrılıklar için ayrı, özlemler için ayrı, kavuşmalar için ayrı müzikler çalmalı. Bazen pusulası bozulduğunda insanın, kulağına güzel anların müziğini iliştirip mutluluğu hatırlatmalı. Yola devam etmenin zor olduğu zamanlarda, kişinin koluna giren destekçi gibi usulca tutup dalgalanan hislerin bir ucundan, selamete çağırmalı.
Hangi an yaşanırsa yaşansın, illa ki bir enstrüman her zaman olmalı o fonlarda. Telliler, nefesliler, vurmalılar cinsinden ama illa ki bir tanesi, illa ki her nefeste, illa ki her hissin bir kıyısında hiç durmadan notalara vurmalı. Bazen durakta soluklanmaya fazla kaptırdığında kişi kendini, ‘bu enstrüman sensin ve ne olursa olsun devam etmelisin’ diye hatırlatmalı yeni doğan bir ceylanı annesinin ayağa kalkması için zorlaması gibi.
İçindeki müzik sustu sanır ya insan arada. Derin sessizlikler eşlik eder his geçişlerine, gündüz ve gecelerine, koşmalarına, düşmelerine, kalkmalarına hatta kalkamamalarına. Fonlar susar, enstrümanın sesi duyulmaz olur bazen. Uzun sessizliklerden sonra bir nota vurur, sonra bir başkası, belki saatler sonra bir diğeri. Ritim kaçar, sessizlik hükmü altına alır her şeyi. Sonra yeniden başlar ahenk, usul usul yayılır gün doğumundaki tatlı kızıllık gibi. Meğer ki gecedir, sabaha dönüşün az öncesidir, huzurlu sessizliği bölen kuş cıvıltıları az ötededir. Aralanan kirpiklerle birlikte dolar kulaklara müzik. Sıcacık çayın sesi gelir, taze ekmek kokusu konar bir notanın dalına. Huzur için gayrısına ihtiyaç duymadan sarılır bir çocuk kedilere. Bir çiçeğe kelebek konar, bir hindiba özünü salar rüzgârın peşi sıra.
Hayatında uyumu sağlayabilmek için seslerin bütününe ihtiyaç duyduğunu unutmadan, olduğu gibi kabul etmeli onları. Bütün melodiler başyapıt olmayabilir. Bazıları alışılmış, bir çoğu sıkıcı, çok azı iddialı olabilir. Ama bir şarkının pesleri, tizleri, inişleri ve çıkışları onu nakarata hazırladığı gibi, içteki ahenk tüm dinamikleriyle kabul edilmeli. Bazı şarkılar vardır hani, içindeki 45 saniyelik mest olma hali için dinlenir.
Müziğini bulmalı, ona bilincini açmalı ve en sevdiği kısmı gelene kadarki bütün nota geçişlerinden keyif almayı bilmeli insan.Müziğini bulup onunla mutlu olanlarla ya da hala ahengini keşfetme yolunda seyyah olanlarla aynı yolda olduğumuzu hatırlatarak küçük bir ricada bulunmak istiyorum siz kıymetli okurlarımıza. Olur da yanınızdan müziğinin sustuğunu sanan biri geçerse, ona kuş seslerinden, rüzgâr uğultusundan ve dalga kıranların incittiği dalgalardan sesler ısmarlayın. Nasıl tanıyacağız onları diye sormayın ne olur. Herkes bilir melodisi susanların sağır eden sessizliğini. Çünkü insanı ayakta tutan şey, müziğin susmaması değil, zaman zaman susan notaların yeniden döneceğine inanabilmektir. Ve hayat, çoğu zaman tam da o sessizlikte yürüyebilmektir.
Simdi umut dolu güzel bir şarkı açın ve Konsol’un sayfalarını adımlamaya başlayın.
Keyifli okumalar…
