Sevebilir misin acaba her yaşımı?
Mesela yirmi yaşımın çocukluğunu,
Otuzumun o yorgun çırpınışlarını,
Otuz beşimin endişe sarmış hallerini…
Sever misin mesela,
Kırka merdiven dayarken
Kendini hayatta yeni keşfetmiş,
Ve yepyeni bir benlik bulmuş o yabancıyı?
İçer misin benimle,
Nerede olduğumuzun önemi olmayan,
Ama anlamı derinlerde saklı orta şekerli kahveyi?
Sevilmeyi de yeni keşfetmişimdir belki…
Beni çözerek, öyle sevebilir miyiz gerçekten?
Hiç sormadan anlayabilir misin artık bakışlarımdan?
Karşılayabilir misin ruhumun ihtiyaçlarını?
Gerçekten dokunabilir misin o yerleşik duygularıma?
Öyle uçsuz bucaksız bir kıyın var mı senin?
Sahi, ne kadar geniş kalbinin sınırları?
Öyle cömert misin duygularını harcarken?
Kaç iklim sığdırdın heybendeki hazineye?
Belki de farkında değilsin içindeki o derin denizin,
Ya da kendini hep fırtınasız bir liman sandın…
Belki de hiç fark etmedin ruhundaki o asıl serveti,
Ya da sadece kendine yettiğini sandın hep…
Bir kahve içelim dersem eğer sana;
Bana yalnızca bir kahve mi ısmarlarsın,
Söylesene;
Bakar mı kahverengi gözlerin çehremi aydınlatan yıldız kadar parlak,
Eşlik eder mi kahveme o heyecan dolu duygular?
Dünden konuştuk,
Az da olsa geleceğe yaklaştık.
Bu yıl ben otuz sekiz sen kırk üç
Bu yıl da kahvemizin her yudumunun tatlısı tatlı da,
Acısını da çevirir miyiz tatlıya?
Uzun, uzun yıllar bekler mi bizi, kim bilir?
Bilemeyiz önümüzdeki yaşamın izlerini.
Bilemeyiz kaç yaş daha sığar ömrümüze.
Kaç ilkbahar, kaç sonbahar kovalarız
Ama bugün;
Benimle otuz sekiz, seninle kırk üç…
Gerisi sadece,
Kahverengi gözlerinde gördüğüm yıldızlar ve,
Soğumasını istemediğim bir kahve tadı.
